Salı, Kasım 11, 2014

“Bahşiş Değil” dediler… Yağma ve Terör…(Şişli Haberi)



Bahşiş değil


9 Kasım 2014 günü saat 12.02 ve 12.20’de DHA, “Bahşiş Değil Düpedüz Gasp” ve “Bahşiş Değil Gasp Terörü” başlıklı, biri video görüntüsü olan iki haber yayımladı [1]. Kullanılan başlıklar, olay ile “gasp” ve “terör” arasında bağlantı kuruyordu. Olayın geçtiği yer de “İstanbul’un göbeği” idi, hem de.


Haberi paylaşan-yayımlayan internet sitelerinden; Sözcü sadece “gasp”; Posta, Milliyet ve Zaman “gasp terörü”; Hürriyet, Sabah ve Yeni Şafak “bahşiş terörü”nü kullandı başlıkta[2]. Kanal D Ana Haber Bülteni’nde ise, hukuki görüş için başvurulan kişiyle birlikte, “yağma” ve “15 yıl hapis” cezası da eklendi olay ile kurulan ilişkiye.

Neden özellikle “bahşiş değil” deniliyor? Çünkü bahşiş diye bir gelenek var ve olumsuz bir içeriği olduğu düşünülmüyor.

 “Anadolu'nun bahşiş için düğünlerde yol kesme geleneği, Eskişehir Seyitgazi ilçesinde de sürüyor. (23.08.2014)[3]



Yorumlar


Habertürk internet sitesinde, “İstanbul’un Göbeği’nde Dehşet! Dikkat! Sizin de Her An Başınıza Gelebilir!” başlığıyla yer alan habere 102 yorum yapıldığını gördük ve yorumları okuduk [4].


Yorumların hemen hemen tamamında, açık veya örtülü biçimde, “nerde polis, nerde devlet ve nerde savcı-adalet” sözleri ile devletin polis ve adli aygıtlarıyla “duruma el koyması” isteniyor.  İstanbul’un yaşanılmaz bir kent haline geldiği şikayetlerine, Türkiye’nin Batı ve Afrika ülkeleri ile karşılaştırılması eşlik ediyor çoğunlukla. Devletten umudu kesenler, çareyi “ülkeden kaçmak” veya “kendini savunmak”ta buluyor, yani gerekirse “çekip vurmak”ta. Sayısı az da olsa, beğeni topladığı da görülen bu tür yorumlara iki örnek (yorumların yanıında beğenme ve beğenmeme sayıları verilmiştir):


“şu adamlari orda vursan, adam yerine koyulurlar birde ceza alırsın.” (31-0)
“kurşunu basacan kasıklarına burakıp gidecen” (19-0)

Bir forum sitesinde de yukarıdakine benzer bir yorumun çok beğenildiği görülüyor: [5]

En Çok Beğenilenler
“Valla bunlar boş yere ülkemizi işgal eden insanlar hapislik vs bir durum yok öldürmek lazım bunları. oksijen israfı hepsi”

Habertürk’teki yorumlara dönersek, bir yorumda ise olayın faillerine dair yargıda bulunuluyor. Bu yoruma yazılan cevap ise beğenilmiyor:

“şivelerden belli kimin yaptıgı belasınız bu milletin başına. soygun sizde uyuşturucu ticareti sizde bıktık artık sizden kimi kastetdiğimi herkes anlamıştır (50-2)

CEVAP kimmiş açıkça yazsana? asıl bu memleketin başına bela olanlar sen ve senin gibi ırkçılık kusanlardır. asıl bölücülüğü siz yapıyorsunuz. nefret suçu içeren bu tarz yorumları haberturk editorleri yayınlatmamalı ! bu yorumumu da buyuk ihtimal yayınlamayacaklardır. nefret suçlarına ortaklık bu ülkeye en büyük zararı veriyor.”(2-30)

Bunun  gibi çoğunlukça beğenilmeyen bir yorum da şu:

“açık açık bi bahşiş ver gidelim diyor gençler...ver iki kuruş bahşişini geç...ne geriyorsun ortamı?görende soygun var zannedecek...yok böyle bi görgüsüzlük,bindiği arabaya bak,kaçırdığı bahşişe bak...anlayana,” (0- 84)  


"Düşünebiliyor musunuz" ya!..


Hıncal Uluç 11 Kasım 2014 günkü yazısında, bu olayı ve benzerlerini yaşayanların tanıklıklarını köşesine taşıyor [6]:

"Düşünebiliyor musunuz" ya!..
İstanbul kentinden söz ediyorum..
Dağ başından değil.. Polislerin kaynadığı kavşağa 100 metre mesafede çeteler kurulmuş. Taşlarla, kayalarla kırmızıda bekleyen arabalara saldırıyorlar..
Televizyon haberlerine konu olacak kadar yaygınlaşıyorlar..
Peki bu kentin Valisi, bu kentin Emniyet Müdürü ne yapıyor?.
Güldürmeyin beni..”


Suç-Ceza


Haberde, olayın “suç olma” özelliği öne çıkarıldığı ve “15 yıl” cezadan söz edildiği için bu konuya kısaca değinmek gerekiyor.

Herşeyden önce, yağma suçu malın zorla alınmasıyla tamamlanan bir suçtur. Tehdit veya cebir kullanılır ancak mal alınamaz ise teşebbüs olur. Dolayısıyla, haber konusu olay için, yağmadan değil yağmaya teşebbüsten bahsedilebilir.

Yağma suçunda bir başkasına yönelen tehdit veya cebirin; “kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle” yapılmış olması gerekir. Yani mal varlığına yönelik tehdit büyük bir zarara uğratma yönünde olmalı. Söz konusu olay bakımından düşünülürse, “arabana zarar veririm, camını kırarım, bahşiş vermezsen” tehdidinin olduğu var sayılırsa, bunun  “malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle” şartı bakımından değerlendirilmesi gerekecek. Diğer bir husus, TCK 149.md.de öngörülen, malın değerinin azlığı nedeniyle verilecek cezada üçte birden yarıya kadar indirim yapılabilmesi. Yağma suçunda değer azlığı kavramı ile kastedilen, yağma suçuna konu malın değerinin herkese göre gerçekten az olması. Örneğin; 5-10-20 TL gibi bir para veya bir çikolata, kola, sigara veya bira gibi. Yine olay bakımından, bu fıkra kapsamında değerlendirilecek konu, yolu kesilen araçlardan tehditle istenen paranın miktarı olacak.

Yol kesmek ise, klasik anlamıyla sokakta yürüyen bir kişinin önüne geçip yağmalamak değildir. Eylemin bu bent kapsamında değerlendirilebilmesi için önceden yapılan program sonucu pusu kurmak suretiyle işlenmesi gerekir. Yoksa yolda yürüyen birinin önüne geçip tehditle malın alınması ya da araba ile arkadan gelip önünü çevirip mal alınması bu bent kapsamında değerlendirilmez.[7]

Yangın

Haberin veriliş tarzı, yani sadece fiile odaklanan ve “korku” salan dili, toplumsal bir olaya yalnızca “suç ve ceza” üzerinden yaklaşması, “terör “ gibi hazırdaki klişeleri kullanması, “polis devleti”, “otoriterleşme”nin tartışıldığı günlerde “güvenlik”e göndermede bulunuyor, içimizdeki “totaliter-toptancı” yakıtı besliyor ve “güvenlikçi”, “ayrımcı” düşünceler-yorumlara zemin hazırlıyor.

Halil Cibran diyor ki, işe yarasa da, yaramasa da, “konuşalım”:
“Söylediklerimin yarısı beş para etmez;
ama ola ki diğer yarısı sana ulaşabilir
diye konuşuyorum.”