Pazar, Kasım 30, 2014

Beyaz Yakalılar... (“Anlatılan Senin Hikayendir” Paneli’nden Notlar)



SUNUMLAR

Gamze Yücesan Özdemir, “Beyaz Yakalıların Sınıfsal Konumu ve Dönüşümü” başlıklı sunumunu üç alt başlık altında yaptı:

1) Sınıf İradesi ve Sınıf Analizi: Sınıf, sosyal gerçekliği kavramak üzere bir epistomoloji (burjuva olmayan bir bilme biçimi) ve yöntemin kurucu kavramı. Sınıf, dönüştürücü kapasitesi/potansiyeli olan bir kavram. Sınıf harici parametreler/kategoriler üretim dışı alana vurgu yaparken; sınıf analizi, üretim noktasını ve gündelik hayatı birlikte kavrar. Sınıf mücadelesi hayatın kendisidir.

2) Orta Sınıf ve Prekarya: Orta sınıf tartışması, 1960-70’li yıllarda ABD’de ortaya çıkan, Marx’ın iki sınıflı yapısını yeterli görmeyen, Marksizm karşıtı düşünsel geleneğe dayanıyor. Korkut Boratav “orta sınıf”ı terim olarak kullanın ama kavram olarak değil derken; bana göre terim olarak kullanılması dahi sınıf nosyonunu bulanıklaştırıyor. Gerek güvencesizler anlamında kullanılan prekarya gerekse de orta sınıf söylemi ile, bir istihdam biçimi, sınıfın bir parçası, sınıfmış gibi kuruluyor. Bu söylem, sınıfı reddeden ve kimlik vb. çalışanların sınıfa dönüş çabası olarak da görülebilir. Beyaz yakalılar, işçi sınıfının bir katmanıdır.

3) 21’nci yy. Proleteryası:  Emek süreci; iktisadi, ideolojik ve siyasi yapı tarafından örülür. Günümüzde yoğun biçimde yaşanan; zihinsel ve duygulanımsal emeğin vasıfsızlaşması ile beyaz yakalılar başta olmak üzere iş/işçi üzerinde artan teknolojik denetim. Yapının (iktisadi, ideolojik ve siyasi yapı) ürettiği güvencesizlik/geleceksizlik ve meslek/kariyer miti. Gündelik hayatta yaşanan; yabancılaşma, yalnızlaşma ve iletişememe hali.

Metin Özuğurlu, beyaz yakalılar literatürüne kısaca  değindikten sonra, tartışmayı farklı bir zemine taşıma önerisini iki başlık altında sundu.

1) İşçileşme süreci: Toplumsal sınıfların oluşum/eylemliliklerini anlamak için “işçileşme/proleterleşme” sürecine bakmak gerekir. Neoliberal döneme özgü gelişmeleri kapitalizmin önceki evrelerine karşıtlık içinde kavramak, zamanın dinamiklerini ıskalamaya neden oluyor, böylece egemene tabi olunuyor. Örneğin beyaz yakalılar için söylenen “işçi olmayı” kabul etmeme, “işçi olmaya” direnmenin, 19.yy proleterleşme süreci için de geçerli olduğu söylenebilir. O dönem sendikal hareketi/enternasyonelleri kuran işçiler de, otonomilerini kaybetmek istemeyen, “işçi olmaya” direnen zanaatkarlardı. Keza sonra köylerden, geçimlik üretimden sökülüp atılan ve vasıflı/vasıfsız işçileşme süreci ile kent yoksullarını oluşturan insanlardı.

Genel olarak sermayenin eğilimi, bütün alanları metalaştırmadır. Meta olduktan sonra meta konumundan çıkma kapasitesi/potansiyeli olan biricik meta ise emek gücü/işçidir. Onun metalığı her gün yeniden kurulur. O ise, meta dışı alanlar inşa ederek hayatta kalma stratejisi izler.

Son 30 yılda dünya çapında yaşanan büyük ve hızlı bir proleterleşme sürecinin, son on yılda küresel emek pazarını ikiye katladığı (Özellikle Hindistan ve Çin işgücünün emek pazarına gimesiyle), liberal iktisatçıların incelemelerinde var. Onlara göre tek umut, Hindistan ve Çin işçilerinin ücret düzeyinin yükseltilmesi. Aksi takdirde, Marksistlerin söylediği bir dünya ile karşılaşılacağı yönünde uyarılar yapıyorlar.

19.yy işçileşmesinden farklı olan, günümüzdeki “işsizliğin” boyutu. Geçimlik üretimden/köyden kopartılan işgücü için artık iş yok. Ayrıca istihdam çeşitlenmesine bakıldığında, bunun güvencesizlik temeline oturduğu görülüyor. Buradan, bu çeşitlenmeye bakıp, işçi sınıfının çözüldüğü söyleniyor. Oysa yazgı ortak. Gündelik yaşamdaki farklı işgücü deneyimleri farklı “iş”e işaret etmiyor.

2) Örgütlenme: Soru şu: İşçi sınıfı içi farklılaşmayı üreten bir örgütlenme mi? Yoksa, vasıflı ve vasıfsızı içeren, farklılıkları aşmaya yönelik bir örgütlenme mi? Tekrar etmek gerekirse, beyaz yakalılardaki “işçi olmaya” direnme, otonomi (ve A Tipi örgütlenme) isteği sadece beyaz yakalılara özgü ve onları işçi sınıfı tarihinden ayırıcı bir özellik değil. İşçi sınıfının tarihi, bu direnmenin tarihi ve radikal bir farklılık yok. Aksine, beyaz yakalılar, örgütleyici halkayı teşkil edebilir ve bütün sınıfı örgütleyebilir.

SORU-CEVAP

Sorular genel olarak; performansa dayalı ücretlendirme, beyaz yakalıların zincirlerinden başka kaybedecekleri şeyler (Iphone), örgütlenme ve mücadele bakımından borçlanmanın ve tüketim alışkanlıklarının olumsuz etkileri konularına odaklandı.

Gamze Yücesan Özdemir: Performansa dayalı ücretlendirme, artı-değeri artırma ve işçide oto-denetim geliştirmeye yönelik. Günümüzde özellikle, sermaye çok fazla kendini “görünmez” kılıyor. İşçi sınıfının katmanları birbirine düşer/düşürülürken sermaye ortada yok, görünmez kılınıyor. Meslekler sosyolojisi, kapitalizmin işine gelecek biçimde, bazı meslekleri ayrıcalıklı konuma yerleştiriyor.

Metin Özuğurlu: Bütün saha çalışmaları, beyaz yakalıların kendilerini “işçi” görmediklerini gösteriyor. Zincirlerinden başka kaybedecek bir şey olmamasına dair sözü Marx, üretim araçlarının mülkiyeti bağlamında söyledi. Nesnel sınıf konumu ile bilinç farklılaşabilir, öz-imgelem ile nesnel sınıf konumu arasındaki ilişki politik mücadele meselesidir. Borçlanma konusunda ise, mesela köylülerin buldukları tarihsel bir çözüm, “ödemiyorum, gel hapset” karşı koyuşu olmuştu. Bazen bakıyorsunuz bir işçi, elektrik faturasını ödeyememek ile onur, haysiyet arasında (özsaygı yitimi) ilişki kuruyor.

(Bir katılımcının (bilgisayar mühendisi); şirkette çalışan bir arkadaşının, kendi aralarındaki konuşmalarda patronu/uygulamaları eleştirse de, bir toplantı sırasında patrona performans kriterlerinin uygulanması talebi/önerisi sunabildiğini, böyle bir kafa ile örgütlenmenin nasıl olabileceği sorusu üzerine)

İnsanların gündelik hayatta birey olarak etrafa yaydıkları imgelem ile kolektivite içindeki farklı olabiliyor. Lümpen bile yeri ve zamanı gelince, cesur bir özne olabilir.

FORUM: Beyaz Yakalı Çalışanlar Konuşuyor

Çağrı Merkezi Çalışanları: Sendikalaşma süreci sonunda, resmi kuruluşumuzu tamamlayarak, iletişim sektörü/işkolunda örgütlenebildik. Bu süreçte işten atıldım, ancak sendikalı olmanın getirdiği güçle, işime geri dönebildim.

Bilişim Çalışanları Dayanışma Ağı: Dört yıllık bir geçmişimiz var. Bu konuda herhangi bir bilgi sahibi olmadan A Tipi örgütlenme olsun, hiyerarşisi olmayan yapı olsun diyerek yola çıktık. Deneyerek ilerledik, ilerliyoruz. Dünya IT işçileri ile iletişime geçmeye çalıştık, olmadı. Ücretsiz eğitimler verdik, direnen mavi yakalı işçiler için bloglar hazırladık. Dayanışmayı sağlamaya çalışıyoruz ama daha ötesini hedefleyemiyoruz. En büyük eksikliğimiz “sürekliliğin” sağlanamaması ve yılma. Küçük, erişilebilir hedefler koyarak ilerlemek lazım. Şu anda, belli aralıklarla toplanıyoruz  ama başka da yaptığımız bir şey yok. Bilişimcilerde bir “yırtma” arzusu var. Bir üniversitede bilişim öğrencilerine, mesleğin çalışma koşullarını anlattıktan sonra, sunum hakkında öğrencilerin çoğunlukla “kendi kişisel talihsizliklerini deneyim diye anlatıyorlar” düşüncesinde olduklarını söylemeleri, bu yırtma arzusunun güncelliğini ve gücünü gösteriyor.

Soru-Cevap Kısmı (Genel): Beyaz yakalıların çalıştığı işyerlerinde alan çalışması yapılamıyor, birçok işyeri çağrı merkezi çalışanları gibi çok sayıda işçinin aynı mekanda çalıştığı yerler değil çoğunlukla, bu nedenle yaygınlaşmak/kitleselleşmek oldukça zor. Profesyonel örgütçülük gerekiyor. Hem mavi hem beyaz yakalıları birlikte örgütlemek, meslek yüksek okulları ve üniversitelerde de (öğrencilerin okurken aynı zamanda çalıştıkları da düşünüldüğünde) örgütlenmek gerekiyor. Bütün bunların koordineli ve tümleşik yürütülmesi lazım. Ayrı ayrı örgütlenmeler olsa da, bunların dayanışma içinde ve koordineli hareket etmeleri gerekli.

YORUM: BİZE KALAN SORULAR

Geçmişteki ve günümüzdeki “işçileşme” ve “işçiliğe direnme” nin ortak olan nitelikleri; “işçileşmelerine karşın öz-imgelemlerinde “işçi” olmayı kabullenmeme” meselesini anlamak/açıklamak için yeterli mi? Mavi yakalı işçiler “işçi” olduklarını kabul ederken, beyaz yakalıların bu kabule gösterdikleri direnç, salt işçileşme sürecine direnç olarak anlaşılabilir mi?

Eylemlilik/örgütlenme bakımından önemli olan “süreklilik”in sağlanamamasında, hak odaklı mücadelede etkili bir kurumsal özne olabilen sendika ve sendikalaşmaya uzak durmada, “hiyerarşi” anlayışının veya beyaz yakalı örgütlenmelerde öne çıkarılan yaklaşımların (otonomi vb.) bir  etkisi var mıdır?

Sendikalaşma düzeyindeki genel ve dünya ölçeğindeki gerileme göz önüne alındığında, öznel koşullar (öz-imgelem) yanında, kapitalizmin neoliberal evresinin nesnel koşulları, örgütlenme üzerinde nasıl etki yapmaktadır?

Geriye düşen hak odaklı sendikacılık, sınıf mücadelesinin yine de en önemli enstrümanı olmalı mıdır? Beyaz yakalıların “arayış”ları, sendikalaşmanın ve haklara odaklanmanın ötesine geçecek farklı bir örgütlenme tipi ortaya çıkarabilir mi?

BİR ALINTI

“Marksizm’in özgün yanını oluşturan bir anti-ütopyacı ütopyacılıkla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Marksizm’in anti-ütopyacılığı, Marksizm’e hem teoride hem de pratikte önemli ölçüde zarar vererek, ütopyacı yanını zayıflatıp gölgede bırakmıştır. Irwing Howe’un yerinde bir şekilde işaret ettiği gibi, “Sosyalist toplumun işleyişi konusunda (sosyalizmin) çok az düşünce üret(il)mesi entellektüel bir skandal olmuştur: Aslında çoğu Marksist bunu dert etmeye bile değer görmemiştir. (Marksizm) Şimdi ve buradaki çözümü çok zor olan problemleri, özgürleştirici, rutin olmayan perspektiflerle ilişkilendirerek, ütopyacı düşüncenin pratik gücünden yararlanmayı başaramamıştır.”[1]




[1] Steven Lukes, Marksizm ve Ahlak, Ayrıntı, 1998, İstanbul, s.61 ve 71