Çarşamba, Aralık 31, 2014

Yunanistan, Erken Seçim ve SYRIZA




Yunanistan’da, üçüncü turda da cumhurbaşkanının seçilememesi nedeniyle alınan erken seçim kararının, anketlerde favori olduğu görülen Radikal Sol Koalisyon (SYRIZA)’un iktidara gelme olasılığını gündeme getirmesi, Türkiye medyasında, genellikle, bir “olanak”tan çok “endişe” vurgusu ile haber konusu yapıldı. Dolayısıyla, erken seçim kararı sonrası yaşanan ekonomik gelişmeler (Borsa’daki düşüş vb.) ve AB/IMF’nin tepkileri ile Türkiye’nin nasıl etkileneceği öne çıkarıldı.
Sözkonusu olayı Yeni Şafak, “Yunanistan’da SYRIZA korkusu”; Milliyet, “Radikal solun ayak sesleri”; Zaman, “AB’de komşu telaşı”; TRT Haber, “Almanya’dan Yunanistan’a erken seçim tepkisi”; AA, “Seçimler Yunanistan’ın kredi riskini artırıyor”; Hürriyet, “Komşuda şok! Borsa çakıldı”, Sabah, “Cumhurbaşkanı krizi erken seçim getirdi”; CNN Türk, “Yunanistan’da “SYRIZA” kazanacak korkusu”; Euronews, “Erken seçim kararı Yunanistan’da piyasaları sarstı” başlıkları ile haberleştirdi. Zaman’daki haberde SYRIZA için, yaygın olarak kullanılan “radikal sol” yerine “aşırı sol” ifadesi tercih edildi.[1]
Bu genel eğilimin dışında, olayı “endişe”den ziyade “olanak” olarak değerlendiren haberler de yapıldı. Örneğin toplumsol, “Yunanistan’da erken seçim zamanı: Rüzgar SYRIZA’dan yana esiyor”, “Syriza tek başına iktidar için toplanıyor” ve “SYRIZA iktidara geldiğinde ne yapacak?” başlıklı üç haber ile konuya yaklaştı ve daha ayrıntılı olarak haberleştirdi. Alexis Tsipras’ın (SYRIZA lideri) 15 Eylül 2014’te, Selanik’te açıkladığı Program’ın Türkçe çevirisini yayımladı.[2] Sendika.Org’da yayımlanan Ali Rıza Gürgen’in yazısı (31.12.2014) ise, SYRIZA’nın iktidar olması halinde karşılaşacağı sorunlara, özellikle Borç Konferansı ve sonuçlarına odaklanıyordu.[3]

Erken Seçim Kararı
Yunanistan Parlamentosu'nda 29 Aralık 2014 günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin üçüncü ve son tur oylamasında da, tek aday olan Stavros Dimas’a 180 oy çıkmadı (168 oyda kaldı), cumhurbaşkanı seçilemedi. Başbakan Antonis Samaras 25 Ocak'ta erken genel seçim yapılacağını açıkladı.
Yapılacak erken seçimin favorisi olan ve Yunanistan'ın milyarlarca dolarlık kurtarma paketi karşılığında kabul ettiği kemer sıkma politikalarına son vereceğini ve Avrupa Birliği ve Uluslararası Para Fonu'yla (IMF) kredi koşullarını yeniden müzakereye açacağını söyleyen Radikal Sol Koalisyon (SYRIZA)’un lideri Aleksis Çipras; Parlamento'daki oylamanın ardından yaptığı açıklamada da, "Halkımızın iradesiyle birkaç gün içerisinde kemer sıkma politikalarına bağlanmış kurtarma paketleri tarih olacak" dedi.
Yunanistan Parlamentosu'ndaki oylamanın sonucu belli olunca Atina Borsası'nda düşüş hız kazandı ve ana endeks yüzde 10'un üzerinde değer kaybetti. Yunan tahvil faizleri ise yükselişe geçti. Avrupa Birliği'nden de (AB) kemer sıkma politikalarına devam edilmesi yönünde çağrılar ve “Ancak farklı bir yol seçerlerse işleri zorlaşır" uyarısı geldi. Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble, Yunanistan'ın tasarruf tedbirleri sayesinde makro ekonomik dengelerini düzeltmeye başladığını vurgulayarak "Reformların alternatifi yok. Yunanistan'ın reformlara devam edebilmesi için yardımcı olmaya devam edeceğiz. Ancak farklı bir yol seçerlerse işleri zorlaşır" dedi. IMF ise erken seçimler sonuçlanmadan ve yeni hükümet işbaşı yapmadan önce yeni bir gözden geçirme olmayacağını açıkladı.[4]


SYRIZA’yı desteklemek
Ali Rıza Gürgen’e göre; SYRIZA’nın iki yıldır dillendirdiği, 1953’e atıfta bulunarak (1953’teki Almanya için yapılan borç konferansı) yapılan ve işlevsel hatta zekice duran uluslararası bir borç konferansı çağrısı iki temel sorunla karşı karşıya bulunuyor. Birinci sorun Syriza’nın Avrupa Birliği ve Avro Bölgesi içinde kalma niyeti beyan ederek müzakere çağrısı yapması. Bu, esasen muhatabın el üstünlüğünü baştan kabul eden bir çağrı. Üstelik borcun ödenmesini Yunan ekonomisinin büyümesi şartına bağlama önerisi, sermaye birikimi istikrarlı bir tempoya kavuşursa borç ödenebilir ifadesinin başka bir versiyonu olduğu için vaatin kendisi sermaye birikimi koşullarının hazırlanmasını Syriza’nın hedeflerinden birisi haline getiriyor. Diğer sorun, 1953 ile karşılaştırıldığında, uluslararası konjonktür farkı. Bu farklılık, Yunan sosyalistlerinin ciddiye alınmamasına ya da en iyi ihtimalle AMB ve IMF’nin sulandırılmış yeni bir kurtarma paketi ile durumu geçiştirmesine yol açabilir. Bu ise Syriza’nın başından beri eleştirdiği kemer sıkma politikalarına kendini teslim etmesi ve küçük bir ölçüde genişletilmiş bir oyun alanını kabullenmesi anlamına gelecektir. Ayrıca, Yunan sosyalistleri iktidar olmaları durumunda halihazırda vadesi dolmakta olan borçların ödenmesi sorunuyla kısa bir zaman içinde baş başa kalacaklar, aynı zamanda yüksek işsizlik sorunuyla baş edecek ve en temel ihtiyaç maddelerinden bile mahrum bırakılan yoksulların ihtiyaçlarını gidermek için acil uygulamalara girişecekler. Bu nedenle, uluslararası bir borç konferansı çağrısının Troyka ile ilişkilerin askıya alınması yolu-ihtimali güçlendirilerek yinelenmesinde fayda bulunuyor.[5]

Sosyalistlerin, başta Avrupa’dakiler olmak üzere, mutlak surette SYRIZA’nın kapitalizm ile bağları koparacak bir işçi devleti, sosyalist devlet kurmayacağı bilinse de, SYRIZA'yı desteklemesi gerektiği ifade ediliyor. James Meadway, SYRIZA’nın iktidara gelmesi ve kemer sıkma karşıtı politikanın başarılı olmasının, bütün Avrupa’yı etkileyeceğini, İspanya ve Portekiz için örnek olacağına dikkat çekiyor. Bu, Avrupa’daki kemer sıkma politikasının delik deşik olmasını sağlayacak ve Brüksel ve Frankfurt’un argümanlarının kararlılıkla sürdürülmesini zorlaştıracak. SYRIZA’nın iktidarını ve uygulayacağı politikaları engellemeye yönelik müdahaleler de olabilecektir ve bu müdahaleler ordu-polis ve/veya henüz gücünü ve tabanını yitirmeyen aşırı sağcılardan gelebilir (Golden Dawn).[6] Andrew Burgin de, SYRIZA’nın yenilgisi veya başarısızlığının neo-nazilere, aşırı sağcıların gelişmesine zemin hazırlayacağına, onların yolunu açacağına işaret ediyor.[7]

Bir başka değerlenirmede, SYRIZA’nın sınırlandırılmış programı eleştiriliyor, ancak yine de desteklenmesi yönünde mesaj veriliyor. Söz konusu sınırlı program; bankaların kamulaştırılmasını içermemesi, sosyalist program olmaması aksine yönetici sınıfları güvence altına alması gibi özelllikleri nedeniyle eleştiriliyor. Gerçekten de SYRIZA’nın 2012 programında[8] yer alan birçok enstrümana (bankaların, stratejik sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin kamulaştırılması vs.), sınırlı programda[9] yer verilmediği görülüyor. Ancak SYRIZA’nın başarısının, Avrupa’da sol için bir domino etkisi yaratacağı, bu nedenle desteklenmesi gerektiği aksi durumda sadece SYRIZA’nın değil bütünüyle sol’un yenilgiye uğrayacağı ifade ediliyor. Ayrıca, AB’nin Yunanistan’ı, Avro Bölgesi’nden (Euro-Zone) çıkaramayacağı da ilave ediliyor.[10]


AB neden endişe duyuyor? SYRIZA’nın ekonomi politikası sorumlularından olan John Milios, yatırımcıların korkmaması gerektiğini, partizan bir politika gütmeyeceklerini söylüyor ve Avrupa’daki resesyona (durgunluk), Almanya’nın yönlendirdiği politikanın neden olduğunu söylüyor.[11] Slavoj Žižek de, “Yani SYRIZA gerçekten de tehlikeli aşırılık yapan kimseler grubu mu?” sorusunu sormuş ve şöyle yanıtlamıştı: “Hayır, SYRIZA buraya pragmatik bir sağduyu getirmek için var. Diğerleri tarafından yaratılan pisliği temizlemek için. Tehlikeli hayalciler tasarruf önlemlerini ülkeye empoze edenlerdir. Gerçek hayalciler olayların yüzeysel değişikliklerle değişeceği yolunu düşünenlerdir. Sizler hayalci değilsiniz, siz kabusa dönecek bir rüyadan uyandınız. Siz birşeyleri yıkmadınız; sistemin kendini adım adım nasıl yıktığına karşı tepki gösterdiniz. Eğer SYRIZA Avrupa’ya Asyalı değerlerle üstünlük sağlarsa, Avrupa kazanır. Tabii bu değerler Asya’yla ilişkili değil, demokrasiyi devam ettirmek için modern kapitalizm eğiliminin açık ve bugünkü seçeneklerini içermeli.”[12]


Son söz. Yunanistan’da yaşanan ve yaşanacak gelişmelerin, başta Avrupa olmak üzere kendi dışındaki coğrafyaya da etkileri olacak. Bu kapsamda, konunun takip edilmesi ve farklı bakış açılarını da dikkate alarak değerlendirilmesi gerekiyor.