Perşembe, Şubat 05, 2015

Ocak 2015 Rakamlarıyla Sendikalaşma ve Sendikalar




Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın hazırladığı, “İşkollarındaki İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayılarına İlişkin 2015 Ocak Ayı İstatistikleri Hakkında Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlandı.[1] Altı ayda bir yayımlanan istatistiklerden üçüne (2014 Ocak, 2014 Temmuz ve 2015 Ocak) karşılaştırmalı olarak bakacak, 2013’te yürürlüğe giren e-sendika üyeliği sisteminin sendika üyeliğini nasıl etkilediği ve sendikaların bundan ne kadar yararlandıkları sorularına cevap arayacağız.

Genel Görünüm

Ocak 2014 ile kıyaslandığında Ocak 2015’te, sendikalı işçi sayısı (yaklaşık 200 bin) ve dolayısıyla sendikalı işçi oranında (yüzde 9,45’ten yüzde 10,65’e) bir artış olduğu görülüyor. Aziz Çelik bu artışı e-sendika üyeliğinin olumlu etkisi olarak yorumlarken Bakanlığın hesaplama yönteminin sorunlu olduğuna da dikkat çekiyor. Sorun, hesaplamada sadece kayıtlı işçilerin esas alınmasından kaynaklanıyor ve bu sendikalaşma oranını olduğundan daha yüksek gösteriyor. Kayıtdışı çalışanlar da hesaplamaya dahil edildiğinde 10,65 olan sendikalaşma oranının yüzde 8-9 aralığında olduğu görülüyor. Diğer bir husus ise toplu sözleşme kapsamı. Çünkü sendika üyesi olan işçilerin önemli bir bölümü toplu iş sözleşmesi kapsamında değil. Son yıllarda sendika üyeliğinde bir artış yaşanmakta ancak üyelik ile toplu iş sözleşmesi kapsamı arasındaki makas da açılmakta. Bu husus da dikkate alındığında sendikalaşma oranının yüzde 6-7 civarında olduğu ve kamuya göre sendikalaşmanın daha düşük olduğu özel sektör bakımından ise oranın yüzde 3-4 bandında seyrettiği söylenebilir.[2]

Türkiye’deki sendikalı işçilerin tümünün toplu iş sözleşmesi kapsamında olamamasının en önemli nedeni ise ikili baraja (işkolu ve işyeri/işletme) dayanan yetki sistemi. Buna göre sendika, bir işyerindeki işçilerin çoğunluğunu örgütlese bile işkolu barajını aşamadığı sürece toplu sözleşme yapamıyor.[3] Örneğin Ocak 2015 istatistiklerine göre 147 sendikanın  98’i (üye sayısı 110 bine yakın) barajı geçemiyor. Dahası işkolu barajını aşıp işyeri/işletme barajını aşamayan sendikaların buradaki üyeleri de toplu iş sözleşmesi kapsamı dışında kalıyor. Sendikanın tüm bu barajları aşması durumda ise işverenin itirazı sonucu sendikalaşma işlemleri duruyor ve konu yıllar sürecek yetki davaları sonucunda belirleniyor.[4] Tüm bu engellemeleri aşıp yetki alabilen sendikaların önüne ise bu kez grev hakkını sınırlandıran yasal düzenlemeler, grevi keyfi olarak yasaklayan idari kararlar çıkıyor. Grevler kimi zaman grev kırıcılık kimi zamansa kolluk güçleri yoluyla bastırılmaya çalışılıyor.[5] Ayrıca, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi etkili bir “teşmil” mekanizması olmaması nedeniyle sendika üyesi olmayanlar veya sendikalı olduğu halde toplu iş sözleşmesi imzalayamayanlar, yapılan toplu iş sözleşmelerinden yararlanamıyor.[6] 

Sendikalarla ilgili mevzuat, yeni kurulanların işini zorlaştırıyor çünkü yeni kurulan bir sendikanın işkolunda toplu sözleşme hakkına sahip olması için, o işkolundaki işçilerin en az yüzde 3’ünü (Eski sendikalar için bu oran yüzde 1) üye yapması gerekiyor.[7] Bu kapsamda Pak Turizm İşçileri Sendikası, Ankara'da görülmekte olan bir davaya müdahil olarak katılarak, 6356 Sayılı yasa ile getirilen yüzde 3 ülke barajı uygulamasının iptali için konunun somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne götürülmesi talebinde bulunuyor. Sendikanın, barajın hem Anayasa hem de Türkiye'nin kabul ettiği uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu yönündeki itirazını kabul eden Ankara 2. İş Mahkemesi, dosyayı Anayasa Mahkemesi'ne gönderiyor.[8]

İşkollarındaki Durum

Yukarıda belirtildiği üzere, Ocak 2014 ile Ocak 2015 arasında, sendikalı işçi sayısı yaklaşık iki yüz bin (yüzde 1,20) artıyor. İşkollarına bakıldığında, yaklaşık yüzde 7 düzeyindeki artış ile “Savunma ve Güvenlik” ve “Banka, Finans ve Sigorta” işkolları, yaklaşık yüzde 4 düzeyindeki artış ile “Genel İşler”, “Çimento, Toprak ve Cam” ve “Enerji” işkolları öne çıkıyor. Yani sendikalı işçi sayısındaki artışın esas kaynağı bu işkolları, zira 200 bin yeni üyenin 111 bini bu işkollarına ait. Yüzde 1-3 aralığındaki artışın yaşandığı üç sektör dışında kalan on iki işkolundaki artış ise yüzde 1’in altında.

Özetle, 20 işkolundan 8’inde yüzde 1’in üzerinde bir artış gerçekleşirken, 12’sinde bu oran yüzde 1’in altında kalıyor. Bu 12 işkolundan 4’ünde ise durum negatif, yani sendikaya üye işçi sayısı artmadığı gibi azalıyor. Bunlar sırasıyla; “İnşaat”, “Madencilik ve Taş Ocakları”, “İletişim” ve “Konaklama ve Eğlence İşleri” işkolları. Sendikalaşmanın en düşük olduğu sektörler de sırasıyla inşaat,  turizm, büro, gazetecilik sağlık ve sosyal hizmetler. Özel güvenlik sektöründe ise hızlı bir sendikalaşma yaşanıyor. Son yıllarda önemli bir istihdam artışı yaşanan bu sektörde kısa sürede 25 bin işçi sendika üyesi oluyor.[9]

Sendikalar

Temmuz 2014 ayı itibariyle 140 olan sendika sayısında artış yaşanıyor, bu sayı 2015 Ocak ayında 147’ye çıkıyor. Bir önceki dönemde yer alan BÜRSEN-İŞ Ocak ayı istatistiklerinde yer almıyor ve istatistiklere yeni 8 sendika dahil oluyor. Bunlar şöyle: İnşaat-İş, Şoför-İş, Sinema-Tv Sendikası, Öz İletişim-İş, Tekstil-Sen, Dokuma-İş, TOBGİS ve Hür Gıda.[10]

Konfederasyonların üye sayıları

Konfederasyon                    Eylül 2014                   Ocak 2015
Türk-İş                             738.388                    820.893
Hak-İş                              251.232                    300.630
DİSK                                111.938                    122.526
Aksiyon-İş                         24.474                      29.476
Kaynak: DPB (Eylül 2014) ve ÇGSB (Ocak 2015)[11]

Tablodan, son dört ayda; Aksiyon-İş’in yüzde 20, Hak-İş’in yüzde 19,6, Türk-İş’in yüzde 11 ve DİSK’in yüzde 9,46 üye sayısını artırdığı görülüyor. Son iki yılda, Ocak 2013 ile Ocak 2015 arasında brüt sendikalı işçi sayısı 297 bin arttı.  Bu artışın  116 bini Türk-İş üyesi sendikalarda gerçekleşirken, en büyük payı Hak-İş aldı. Hak-İş son iki yılda 133 bin yeni üye kazanarak üye sayısını 300 bine yükseltti. Bu artışın çok büyük bir bölümü belediyelerde ve finans sektöründe yaşandı. DİSK ise son iki yıl içinde 21 bin üye kazandı.  Türk-İş üye sayısını yüzde 16 artırabilirken, Hak-İş’in üye sayısı yüzde 82 oranında arttı. Hak-İş’in üye sayısındaki bu “olağanüstü” artışın gerçek nedenlerinin iyi irdelenmesi gerekiyor.[12]

2015 istatistiklerinin bir başka çarpıcı yönü, Gülen cemaatine yakın olduğu söylenen Aksiyon-İş  Konfederasyonuna bağlı sendikaların sayısı ve üyelerindeki artış oldu. Hemen hemen bütün işkollarında “Pak” ön ekiyle kurulan bu sendikaların üye sayıları 30 bine yaklaştı.[13] İçinde 20 sendikanın yer aldığı Aksiyon-İş Konfederasyonu’nun üye sayısı bir önceki döneme (Ocak 2014) göre yaklaşık yüzde 300 artış gösterirken, bu sendikalar arasında dikkat çeken artışı “Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar” işkolunda bulunan Pak Eğitim-İş’in (yaklaşık 25 bin üye) gerçekleştirdiği görülüyor. [14] Ancak Aksiyon-İş’e bağlı sendikaların hiçbiri barajı aşamadı. Yıllardır üç işçi konfederasyonu (Türk-İş, Hak-İş ve DİSK) söz konusuydu. Önümüzdeki dönemde Gülen cemaatinin sendikal alanda da faaliyet yürüteceği anlaşılıyor, ancak bu alanda etkili olmaları şimdilik zor görünüyor. [15]

İstatistiklerde, hükümete yakınlığı nedeniyle eleştirilen Hak-İş’e bağlı sendikaların üye sayısındaki artışta başı 18 bin 302 yeni üye ile Hizmet-İş Sendikası çekiyor. Banka çalışanlarına baskı ile üye sayısını artırdığı öne sürülen Hak-İş’e bağlı Öz Finans-İş ise üye sayısını 8 bin 790 artırarak 23 bin 716’ya ulaşıyor. Öte yandan özel güvenlik sektöründe ise hızlı bir sendikalaşma çabası göze çarpıyor. Bu işkolunda, 2011 yılında kurulan Türk-İş’e bağlı Güvenlik-İş Sendikası da üye sayısını yüzde 100 artırarak 5 bin 866’dan 11 bin 708’e yükseliyor.[16]

Bir önceki dönem, toplu iş sözleşmesi yapabilmek için gerekli olan yüzde 1’lik işkolu barajını aşamayan sendika sayısı 91 iken bu sayı Ocak ayında 98’e yükseldi. Yüzde 1 işkolu barajı nedeniyle iletişim, inşaat ve enerji işkollarında çalışan işçiler bir önceki dönem gibi yine tek sendikaya mahkum oldu. DİSK'e bağlı, 19 işkolunda örgütlü olan sendikalardan Lastik-İş, Tekstil, Birleşik Metal-İş ve Genel-İş, işkolu barajını aştı.[17]

Öneriler

Aziz Çelik, toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısının ve oranının artması için işkolu ve işyeri barajlarının kaldırılması, Bakanlığın onayına dayalı ve işverenin itirazı üzerine yargıya taşınan mevcut toplu iş sözleşmesi yetki sistemi yerine işçinin iradesine dayalı referandum sistemine geçilmesi ve teşmil mekanizmasının işletilmesini çözüm olarak öneriyor: “Yasada var olan teşmil sistemi sendikaların ilgisizliği ve hükümetin isteksizliği nedeniyle işletilemiyor. Teşmil kağıt üzerinde bir hak olmaktan çıkarılmalı ve uygulanmalı.[18]

Yeni bir sendikacılık anlayışı ile yola çıktıklarını savunan Aksiyon-İş genel başkanı Vedat Öztürk’e göre sendika bir sivil toplum kuruluşu ve emek ile sermayeyi bir bütün olarak görmeyen ideolojik sendikacılık anlayışı yanlış: “Bugüne kadar kapitalist işveren yaklaşımı ile ideolojik sendikacılık işçi ve işvereni birbirine düşman gösterdi. Oysa bu iki kesim bir bütünün parçası. Emek-sermaye ya da işveren-işgören terazinin iki unsuru. İkisini de dinlemeden iş görülemez. İşverenin kalifiye eleman talebi varsa sendika bunu karşılayabilmeli. Ya da işini iyi yapanla yapmayan arasındaki ayrımı önce sendika tespit edebilmeli.[19] Hak-İş başkanı Mahmut Arslan’a göre ise toplum sendikal harekete olumlu bakmıyor ve kamuoyunun yönlendirilmesi sendikalaşmayı etkiliyor.[20]

Özel olarak müzik sektörü üzerinden sendikalaşmaya bakan Mehmet Çırıka, öncelikle işkolunun özgün çalışma ve sosyal güvenlik koşullarının dikkate alınması ve mesleki örgütlenme ve meslek sendikacılığına olanak tanınması gerektiğinin altını çiziyor.[21]

Sonuç

Sendikalaşmadaki göreli artışın bütün işkolları için geçerli olmadığı görülüyor. Bu artıştan aslan payını alan sendika Hak-İş olsa da, DİSK’in üye sayısındaki yüzde 10’luk artış hiç de azımsanacak bir oran değil. 2014 yılında kurulan Aksiyon-İş’in bir yıl içinde yakaladığı örgütlenme düzeyi ise esas olarak eğitim işkolundaki sendikalaşmaya dayanıyor ve geleceğe ilişkin bir tahmin yapmaya imkan vermiyor.

Hak-İş veya Aksiyon-İş çatısı altında da olsa işçilerin sendikalaşması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir mi? Bu sendikaların sendikacılığa bakışları düşünüldüğünde iyimser olmak zor görünse de, sendikalaşmaya uzak duran işçilerin kapsama dahil olmaları, özellikle işçilerin bağlı oldukları sendikaların hak takibine yönelik eleştiri getirerek sendika değiştirebildikleri düşünülürse, olumlu olarak değerlendirilebilir.

Sendikalaşmanın neredeyse hiç olmadığı işkollarının, bu kapsamda özellikle beyaz yakalıların örgütlenmesi önemli. Burada belki de en önemli engel, işçinin kendini “serbest çalışan/kendi işinin patronu” olarak görmesi. Dolayısıyla, bir başlangıç olarak, platform, dernek veya bağımsız sendika çatısı altında da olsa örgütlenmek önemli bir değer taşıyor. Ancak süreç içinde, DİSK gibi bir konfederasyon mevcut iken, işbirliği geliştirmenin/birleşmenin de göz ardı edilmemesi gerekiyor.

Bkz. Mehmet Çırıka-Müzik Sektörü ve Örgütlenme