Pazartesi, Mart 23, 2015

Gramsci ve Fabrika Konseyleri/Gramsci and Factory Councils




Haziran 1919’da Gramsci ve arkadaşları tarafından çıkarılmaya başlanan haftalık L’ordine Nuovo (Yeni Düzen) gazetesinin canlandırıcı fikri, büyük ölçüde Gramsci’nin esinlediği bir şey olan “fabrika konseyi” fikri idi.”

It was in this year that Gramsci and a handful of others (Palmiro Togliatti, Umberto Terracini, Angelo Tasca) set up in Turin a weekly newspaper L'Ordine Nuovo (The New Order). From June 1919 its animating idea -largely Gramsci's inspiration ~ was that of the factory council.”

Haziran 1919’da Gramsci ve arkadaşları tarafından çıkarılmaya başlanan haftalık L’ordine Nuovo (Yeni Düzen) gazetesinin canlandırıcı fikri, büyük ölçüde Gramsci’nin esinlediği bir şey olan “fabrika konseyi” fikri idi. Buradaki amaç, savaş sırasında ortaya çıkmış olan fabrika atölye komitelerini (commissioni interne), Rus sovyetleri modeline dayanarak, işçilerin doğrudan fabrika yönetimine geçmesini (ekonomik rol) ve demokratik özyönetimi (siyasal işlev) eşzamanlı olarak gerçekleştirerek üretim noktasında üretim araçlarını ele geçirebilecek seçilmiş delege birliklerine dönüştürmekti. Bu fabrika konseyleri de, işlevi bölgedeki bütün işçileri koordine etmek olan bir bölge komitesine (comitato rionale) delege seçecek ve bütün topluluğun demokratik komiteleri haline gelecekti. Köylüler içerisinde de benzer örgütlenmeler geliştirilecekti.[1]

1919 sonuna gelindiğinde Ordine Nuovo’nun önerileri metal işçileri sendikası FIOM’un 16.000 üyeli Torino şubesi ile PSI’nın yerel seksiyonu tarafından benimsenmişti. Kentin büyük fabrikalarında (Fiat, Lancia vb.) oluşturulan fabrika konseylerinden ürken işverenler Mart 1920’de lokavt ilan etti. İşçiler buna 200.000 kişinin katıldığı bir genel grevle karşılık verdiler. Grev yenilgiye uğradı. Bunun nedeni, çok iyi örgütlenmiş işverenlerin işçiler üzerine asker ve grev kırıcıları göndermesi değildi sadece, PSI ve reformist sendika konfederasyonu CGL liderlerinin greve destek vermeyişi de bu başarısızlıkta etkili oldu. Eylül 1920’de Kuzey İtalya’da fabrika işgalleri baş gösterdi. İşgal edilen fabrikalar, işçilerin kontrolünde üretim yapmaya devam etti. Polis ve ordu, fabrikaları kuşatmış olsa da müdahalede bulunmadı. Başbakan Giolitti, müdahale emri vermek yerine farklı bir taktik izleyerek, sorunun incelenmesi bir komite kurdu ve işçilerin fabrikalarda söz ve karar sahibi olmasını sağlayan bir yasayı parlamentodan geçirmeyi vaat etti. Böylelikle reformistlerin ağzına bir parmak bal çaldı ve devrimcileri boşa düşürdü. PCI ve CGL liderleri toplandılar ve 93.623 red oyuna karşılık 409.569 oyla, eylemin amaçlarını sınırlama kararı aldılar, ardından fabrikalar boşaltıldı ve işbaşı yapıldı.[2]

Fabrika işgallerinin sona ermesi İtalya’daki sınıf mücadelesinde bir dönüm noktası oldu. Haziran 1921’de işverenler elbirliğiyle karşı saldırıya geçti, işyeri disiplini artırıldı, 1920 eylemlerinin liderleri cezalandırıldı ya da işten atıldı. Fabrika konseyleri, faşist reaksiyonun gelişme sürecinde en sonunda yok edildi. Gramsci’nin daha sonra ileri süreceği gibi, hareketin belli başlı sınırlılıklarından ve yenilgiye uğramasının temel nedenlerinden biri, onun göreli coğrafi yalıtılmışlığıydı. Hareket, sanayileşmiş kuzeyden öteye yayılamadı, güneydeki yoksul köylülerle siyasal bağlantılar oluşturamadı. Bu ders, Gramsci’nin stratejik yeniden düşünüşünün 1923’ten sonraki belli başlı alanlarından birinin temelini oluşturdu.[3] Mario Telò’ya göre bu kavram “hegemonya”dır ve Gramsci’nin, fabrika konseylerinin yenilgisinde en önemli etken olan Ordine Nuovo’nun “üretimciliği” esas alan kavramsal çerçevesinin (üretimin ussallaştırılması, Taylorizm) ötesine geçebilmesini sağlamıştır.[4]

Gramsci, 1926 yılındaki bir yazısında, fabrika işgallerinin olumlu yönlerinin; işçi kitlelerinin özyönetim, kapitalist düzenin üretim düzeyini aynen muhafaza etme ya da aşma ve sınırsız insiyatif ve yaratım kapasitesini göstermek olduğunu belirtir. Ona göre gerçekte olgunlaşmamış ve yetersiz olan liderlerdi (Sosyalist Parti ve sendikalar), sınıf değil.[5] Gramsci’nin görüşüne göre fabrika konseyleri; üretimin belli bir yönünü örgütlemekle daha genel olarak toplumu örgütlemek arasındaki süreklilik duygusunu canlı tutar, yeni bilinç ve deneyimlere dayalı dünyaya bakış biçimini üretir, gelecekteki toplumun nasıl işleyeceğine pratik bir örnek oluşturur ve kilit özelliği hem son derece örgütlü hem de özü bakımından demokratik oluşudur. Sendikalar ise, gelişimleri içinde belli bir aşamada kapitalizmin rekabetçi yaşam felsefesine kapılırlar ve kendi özgün amaçlarını unuturlar, farklı işgücü kesimleri içinde ve arasında bazı bölünmeleri sürekli kılma eğilimindedirler ve demokratik olmadıklarından yeni şartlara cevap vermekte yetersiz kalırlar. Dolayısıyla, kendi örgütleri ve yanlış bilinç yüzünden sendika önderlikleri ve yönetim hiyerarşisi, kaderci ve çok itaatkar bir biçimde kabullendiği statükoyu sürekli kılmaya hizmet etmiştir.

Konseyler, sendikalar gibi bir burjuva kurumu olmadığı için, sendikalara içkin yapısal ve düşünsel sınırlamalardan etkilenmez. Yapıları ve örgütlenmeleri durağan değil, esasen organik olduğu için, fabrika konseyleri temsilcisi olduğu şeyin değişen ihtiyaçlarına çok daha çabuk cevap verebilir. İşçi ile toplumsal öznenin rolü ararsında güçlü bir süreklilik duygusunun beslenmesinde konseyler hem yapay olan ekonomik ve siyasal kurum ayrımının hem de kavramsal olan düşünce ve eylem ayrımının aşılmasının yolunu oluşturur. Ayrıca fabrika konseyleri, bünyesinde işçi sınıfının ekonomik üretimle siyasal önderlik ve örgütlenme deneyimine ilk elden sahip yeni organik aydınlar yetiştirebileceği ideal bir ortam sağlar.[6] Bu perspektifte “kolektif işçi”, üretici süreç içinde otonomi ve yeni hegemonya arasındaki bağlantı olur. Konseyer, bir ittifak aşamasından, üretimciliğe genel bir alternatif olmaya, üretimi kendi iyiliği için örgütlemesi ve değişim değeri için üretime bir alternatif üretmeye doğru giden kurumlar olmaya yönelir. Bu, karın değil gerçek nesnelerin üreticisi olarak fabrikayı temsil etmekte ve böylece Kapital’in ilk cildindeki analize denk düşer. Bu şekliyle (ve sadece bu şekilde) konseyler, bir “fabrikayı sömürme” hareketidir.[7]


Antonio Gramsci: İtalya'da İşçi Konseyleri Deneyimi

PDF




FACTORY COUNCILS AND SOCIALIST DEMOCRACY
Introduction
In 1919 the situation in Italy was characterized by acute labour conflicts and a weak state. Both the industrial bourgeoisie and the labour movement had emerged strengthened after the war. Strike activity reached unprecedented levels and took on an increasingly political character. The model of Soviet Russia was powerful. In 1919 came the conquest of an eight-hour day and a national minimum wage. In the summer there were widespread street riots against the high cost of living.

It was in this year that Gramsci and a handful of others (Palmiro Togliatti, Umberto Terracini, Angelo Tasca) set up in Turin a weekly newspaper L'Ordine Nuovo (The New Order). From June 1919 its animating idea -largely Gramsci's inspiration ~ was that of the factory council. The point was to transform the factory workshop committees (commissioni interne) that had emerged during the war into assemblies of elected delegates which would be capable of taking over the means of production at the point of production, fulfilling simultaneously, on the model of the Russian soviets, the economic role of direct workers' management of the plant and the political function of democratic self-government. These factory councils would in turn elect delegates to a ward committee (comitato rionale) whose function would be to co-ordinate all workers in a given area and become democratic committees for the whole community. Similar organizations were to be developed among the peasantry.

By the end of 1919 the Ordine Nuovo proposals had been adopted by the 16,000-strong Turin branch of FlOM, the metalworkers' union, and by the local section of the PSI. The formation of factory councils in the city's big engineering plants (Fiat, Lancia, etc.) frightened the employers into a lock-out in March 1920. The workers responded in April witha general strike involving over 200,000 people -the action, explicitly about the political principle of workers' control in the factories, was widely considered to have been the high point in Turin of the 'two red years' (biennio rosso) of 1919-20. The strike was defeated, not only because of a well organized response by the employers, who sent in troops and hired volunteer strike-breakers, but also because the leaders of the PSI and CGL, the reformist trade union confederation, refused to back it.

In September 1920 came the occupation of factories throughout Northern Italy, most notably in Milan, Turin and Genoa. The occupation followed the breakdown of negotiations over a new national wage agreement in the engineering industry. The occupied factories carried on production under workers' control while the police and army -although they surrounded the factories -did not intervene. Prime Minister Giolitti deliberately refrained from ordering the troops to break the occupation, preferring a more tactical approach. He set up a committee to study the problem and promised to introduce a parliamentary bill establishing workers' control over industry, thus giving the reformists a semblance of satisfaction and taking the ground away from the revolutionaries. The PSI and CGL leaders met in Milan from 9 to 11 September, and decided by 591,245 votes to 409,569, with 93,623 abstentions, to limit the aims of the workers' action to winning recognition by the factory owners of trade union control in the plants. The factories were evacuated and work was resumed for the owners on 4 October 1920.

The end of the occupation of the factories marked a turning-point in the class struggle in Italy. By January 1921 a concerted employers' counter-offensive was underway, with increased workplace discipline, victimizations ./lnd sackings of the leaders of the 1920 actions. There was also now an increasing alignment between employers their confidence in the government further weakened by Giolitti's refusal to use a heavy hand -and the rising Fascist movement. The factory councils were ultimately destroyed in the course of the Fascist reaction.

The idea of the factory councils drew both on contemporary Communist sources Lenin's ideas on 'dual power' and those of Rosa Luxemburg and the Spartakist periodical Arbeiter Rat (Workers' Council) -as well as on revolutionary syndicalism: Georges Sorel's writings in France, the shop stewards' movement in Britain and the Industrial Workers of the World ('Wobblies') in the United States and elsewhere. These syndicalist elements in the factory council movement were criticized within the PSI both from the right (the reformists and the CGL) and from the left. For example, Amadeo Bordiga, leader of the other main communist fraction within the PSI, said the movement was a form of economic gradualism and predicted that the councils would, like trade unions, be 'reabsorbed' by the employers as corporatist organizations. He also accused the Ordine Nuovo group of underemphasizing the central role of a tightly disciplined political party in leading the revolution. Gramsci later accepted some of these criticisms. He said that at the time he had not sufficiently connected the factory council movement to the party, whose role was left somewhat nebulous. He wrote in 1925 that the Ordine Nuovo group's concentration on mass action had 'placed it in a position of inferiority within the general organization of the party'. He was also self-critical of the group for not having organized during the biennio rosso a national faction within the PSI which could have broken the grip of the reformists in the party and the trade unions and prevented its own political isolation (see SPW II, p. 189). He nevertheless asserted that there was an essential difference between factory councils and trade unions and repudiated Bordiga's emphasis on strict party leadership from above at the expense of the mobilization and organization of the working class from below. It was this emphasis on working-class autonomy and socialist democracy which constituted the most original and powerful aspect of the factory councils movement. By contrast, one of the major limitations of the movement and a key reaSOn for its defeat, as Gramsci would later argue, was its relative geographical isolation. The movement was confined to the industrial north and, although it did seem able to build an alliance with the peasantry in Piedmont in April 1920, it failed to forge pOlitical links with the poor peasants of the south. The Ordine Nuovo group emphasized the importance of building a platform of common action with the peasants (see Gramsci's article 'Workers and Peasants' in Section IV) but this platform was not constructed at a national level. This was one of the principal sources of the movement's vulnerability in the face of the employers' counteroffensive and the rise of Fascism. The lesson of its defeat was to underlie one of the main areas of Gramsci's strategic rethinking from 1923 onwards.

THE GRAMSCI READER
Selected Writings 1916-1935
edited by
DAVID FORGACS
PDF



The Italian Factory Councils and the Anarchists
The history of the Italian factory councils of 1920-1921 deserves to be more widely known outside academic circles and revolutionary groups. That’s why we have brought out this cheap pamphlet. We believe that the events surrounding the factory councils should be highlighted for a number of reasons.

1] They point to alternative forms of organisation that appear at times of
revolutionary ferment. The Italian factory councils are just an example among many of the capacity of the working class to create new forms of organisation of society. We could also cite the Paris Commune of 1871, the factory committees and soviets in Russia in 1905 and 1917, the workers councils in Germany, Hungary, and as far away as Ireland, which sprang up in the aftermath of the 1917 Russian Revolution, the forms of organisation experimented with by workers of the countryside and to a lesser extent of the towns during the Spanish revolution of 1936, the Hungarian workers councils of 1956, and to a lesser extent the factory and student occupation committees in May 1968 in France and the factory committees and councils (cordones) in Chile in the 70s and similar bodies during the Portuguese Revolution of 1974.

2] despite the many criticisms we have of Antonio Gramsci- above all his
intellectual weakness in failing to break with the Bolshevik model of organisation we know that he was a supporter of the factory councils and of working class insurrection. We know what he was NOT- a supporter of reformism and of abandonment of class struggle. The Eurocommunists and the social-democratic left (these days there is little to distinguish between them) have used Gramsci’s later prison writings- which were round about and obscure in order to get past the Fascist censors- to justify all their weasel twists and turns.

3] Outside of Turin the movement was predominantly driven by Anarchists and Anarcho-syndicalists- something which our “friends” the Leninists don’t want you to know about.
PDF





[1] Gramsci Kitabı: Seçme Yazılar 1916-1935, Hzr.David Forgacs, Dipnot yay., 2012, İkinci baskı, Ankara
[2] Age.
[3] Age.
[4] Mario Telò, Fabrika Konseyleri, Gramsci’ye Farklı Yaklaşımlar içinde, Der. Anne Showstack Sassoon (Approaches to Gramsci, Writers&Readers, 1982), Dipnot Yayınları, Birinci baskı, 2012, Ankara
[5] Age.
[6] Paul Ransome, Antonio Gramsci: Yeni Bir Giriş, Çev.Ali İhsan Başgül (Antonio Gramsci: A New Introduction, Harvester Wheatsheaf, 1992), Dipnot Yayınları, Birinci Baskı, 2011, Ankara
[7] Telò, 2012