Cuma, Mart 27, 2015

Night Moves (Gece Planı) Filmi ve Doğrudan Eylem: Ya sonra?




Telefonda Harmon’a “Hani hiç kimseye bir şey olmayacaktı. Hani, hiçbir insan zarar görmeyecekti eylemden, öyle diyordunuz.” sözleriyle serzenişte bulunan, vicdan azabının perişan ettiği Dena, kendisiyle görüşmeye gelen Josh’un asıl derdinin, onun eylemcileri ihbar edip etmeyeceğini öğrenmek olduğunu anlayınca daha da üzülür ve görüşmeyi sonlandırır.”

Kaçınma hali

Konusunun, Edward Abbey’in 1975 yılında yayımlanan romanı The Monkey Wrench Gang ile benzerlikler[1] taşıdığı iddiasıyla hakkında dava açılan[2] Night Moves (2013) filmi, ekolojik-aktivist bir eylem ve sonrasında yaşananları anlatıyor. Filmin yönetmeni Kelly Reichardt, aynı zamanda senaryoyu da (Jonathan Raymond ile birlikte) yazıyor. Kendisiyle yapılan bir görüşmede yönetmen, bu filmin politik bir mesaj taşımadığını ısrarla vurguluyor, savunuyor. Ona göre Night Moves, bir karakter filmi[3]: “Kesinlikle bir karakter filmi. Ben insanların nasıl birbirleriyle etkileşime girdikleri, birer “birey” olmalarına karşın nasıl bir “grup” olarak hareket edebildikleriyle, bunu sağlayan saiklerle ilgileniyorum, yani bu tür temalar var filmde. İyi veya kötü insanlar yok. Yalnızca yapılan hatalar ve uygulanan kararlar var. Dolayısıyla ahlaki bir çerçeve/bakış da yok.[4] Film üzerine, hazır/kolay cevaplar sunmak yerine zor sorular sorduğu[5] şeklinde yorum yapıldığı gibi, çevreciler hakkında tehlikeli bir paranoya yaydığı[6] fikrinde olanlar da bulunuyor.

Yönetmen neden politik olmaktan, mesaj vermekten kaçınmak istiyor, kişisel motivleri nedir, bilmek zor. Politikayla, gündelik dilde “olumsuz” anlamda kullanılan/olumsuz anlamlar yüklenen (meseleyi peşin yargılardan oluşan katı bir çerçeveden ele alarak, çarpık bir biçimde kavramak[7]) ideolojiyi özdeşleştiriyor ve kendisinin tarafsız ve objektif bir konumda/bakış açısına sahip olduğunu mu ima etmeye çalışıyor? Belki bu soru, filme yakından bakınca aydınlığa kavuşur.

Birlik

Birbirine benzemez üç ayrı karakter, üç çevreci aktivist, doğal ortama -balıkların üremesine- zarar verdiğini düşündükleri bir barajı tahrip etmek için bir araya geliyorlar. Filmin hemen hemen yarısı, birinci bölüm diye adlandıracağımız (filmde böyle bir bölümlendirme/adlandırma yok) bu radikal eylem sürecine ayrılmış. Bu bölümde, -eylemcilerin bomba yapımında kullanacakları amonyum nitrat gübresinin temininde yaşadıklarından eylem yerine gidişe kadar- eylemin hazırlık ve gerçekleştirilmesi süreci, oldukça detaylı biçimde aktarılıyor. Öyle ki, bu detaylı anlatımın gerçek yaşamda taklit edilebilecek bilgiler/yöntemler içerdiği eleştirisine de maruz kalıyor yönetmen. O ise, bu ve benzer bilgilerin zaten internette çok rahat bulunabileceğini söyleyerek cevaplıyor eleştirileri.[8]

Reichardt, eko-terörizm terimini tercih etmiyor ve “doğrudan eylem” olarak adlandırıyor filmde geçen barajı patlatma eylemini ve şöyle diyor: “Eğer bir radikalizm varsa, bu, şirketlerin çıkarları adına yapılanlar olmalı sanırım. Bütün ülkeyi dolaşıyorum, bana öyle geliyor ki, radikal olan, şirketlerin girilmediği/dokunulmamış ne kadar az yer kalmış olması.[9] Bunu söyledikten sonra, filmin radikal eylemi övmediğini, filmde radikallerin çelişkilerine ve eylemin olumsuz yanlarına da -eşit biçimde- yer verildiğini ekliyor.

Eylemciler sadece baraja zarar vermek istiyor, hiçbir insanın eylemden olumsuz etkilenmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar. Gece, patlayıcı yüklü sandalı baraj gövdesinin önüne bırakıyor, bombayı yirmi dakika sonra patlayacak biçimde ayarlıyor ve yanlarında getirdikleri (diğer) küçük bir sandalla uzaklaşırlarken, uzakta bir arabanın baraj kıyısına geldiğini görüyorlar. Bu onların nehrin ortasında durup beklemelerine neden oluyor. On dakika geçmesine rağmen arabanın bölgeden uzaklaşmaması üzerine, eylemi iptal etmek için patlayıcı yüklü sandalın yanına geri dönüyorlar. Tam o sırada araba uzaklaşıyor ve eylemi sonlandırmalarına gerek kalmayınca hızla uzaklaşıyorlar. Bu sırada düşündükleri yakalanma korkusu değil, bir insanın eylemden etkilenecek olması ve bunun önüne geçmeye çalışıyorlar.

Yönetmen patlama anını, kadraj dışındaki bir ses olarak sunuyor izleyiciye, infilak etme görüntüsünü göstermiyor. Bu ses, kamera, dönüş yolundaki eylemcileri bir arabanın içinde görüntülerken duyuluyor. Eylemin başarıyla sonuçlanmasına, bir eylemcinin yüz ifadesinde beliren hafif bir gülümseme eşlik ediyor sadece, sevinç çığlık ve gösterileri yaşanmıyor. Herkesin gündelik/olağan yaşamlarına dönmesi ve aralarında hiçbir biçimde iletişim kurmamak konusunda anlaşarak ayrılıyorlar.

Çözülme

Neredeyse bir belgesel tarzında “eylem”e odaklanan, gerek yönetmenin “oldukça karanlık” dediği Josh (Jesse Eisenberg)[10] karakteri, gerekse de biri kadın (Dena) diğeri erkek olan (Harmon) öteki iki karakter hakkında dağınık ipuçlarının dışında bilgi verilmeyen birinci bölümden sonra, Reichardt’ın karakter filmi nitelemesinin asıl sebebi olan ikinci bölüm başlıyor. Bu bölümde, öne çıkan karakter olan Josh’un bir çiftlikte geçen gündelik yaşamını izliyoruz önce. Bu sırada yaşanan iki olay, filmin bundan sonraki gelişiminde belirleyici oluyor.

Josh, çiftlikte çalışan ve kendisi gibi çevreci olanların kendi aralarında yaptıkları bir konuşmaya tanık oluyor. Eylem üzerine konuşuyorlar ve çevreci olmalarına rağmen eylemi onaylamıyorlar. Josh bu konuşmadan çok etkilenmiyor. Diğer erkek eylemci, Harmon (Peter Sarsgaard), filmin devamında sadece telefon konuşmalarıyla, telefondaki bir ses olarak kadraja giriyor. Bir telefon konuşmasında Josh’a, eylem sırasında baraj yakınlarında olan bir kişinin patlamadan etkilendiği ve hayatını kaybettiğini, bunun da kadın eylemciyi, Dena’yı (Dakota Fanning), çok üzdüğünü, onun kendisini arayarak üzüntüsünü anlattığını söylüyor. Kadın eylemcinin polise veya bir arkadaşına eylem hakkında bir şeyler anlatması onları endişeye sevk ediyor ve Josh bir gün gizlice kadın eylemcinin yanına giderek onunla konuşuyor, ne durumda olduğunu, bundan sonra ne yapacağını/yapabileceğini anlamaya çalışıyor. Telefonda Harmon’a “Hani hiç kimseye bir şey olmayacaktı. Hani, hiçbir insan zarar görmeyecekti eylemden, öyle diyordunuz.” sözleriyle serzenişte bulunan, vicdan azabının perişan ettiği Dena, kendisiyle görüşmeye gelen Josh’un asıl derdinin, onun eylemcileri ihbar edip etmeyeceğini öğrenmek olduğunu anlayınca daha da üzülüyor ve görüşmeyi terk ediyor.

Filmin ikinci bölümünün temel gerilimini, Dena’nın eylemcileri ifşa edip etmeyeceği, yani eylemcilerin yakalanıp yakalanmayacakları oluşturuyor. Josh, Dena’nın polise gitmese de, olayı kendine yakın gördüğü bir arkadaşına anlattığını, çalıştığı çiftlik kurucusu/yöneticisinden öğreniyor. Bu kişi Josh’a bu riski göze alamayacağını söylüyor ve çiftlikten ayrılmasını istiyor. Josh, soğukkanlı biçimde, Dena’yı öldürüyor ve Harmon’a haber veriyor, başka bir yerde çalışmaya başlıyor ve hiçbirşey olmamış gibi hayatına devam ediyor.

Bu bölümde, Reichardt, karakter filmi olduğunu ve iyi-kötü adamlar olmadığını söylese de, birincisi karakterler derinlikli biçimde işlenmiyor, ikincisi yönetmen “oldukça karanlık” diye nitelediği Josh karakterini, neden ve nasıllarına girmeden “kötü” adam durumuna düşürüyor.

Politik haller

Kitleleri yönlendiren, egemen güçlerin ideolojisini yayan bir ideolojik kurum olan sinema, üretilen filmlerle, -Michael Ryan ve Douglas Kellner’in Hollywood sinemasının politik ve ideolojik işlevleri üzerinden yaptıkları çözümlemede ifade ettikleri gibi- herhangi bir durumu yansıtmaktan çok, o durumun tasarlanan belli bir biçimini oluşturmak üzere seçilmiş ve birleştirilmiş temsili öğeler yoluyla bir takım tezler ileri sürer, bunu yaparken, seyirciye belli bir konumu ya da bakış açısını telkin ederler.[11] Bir çevre sorunu ve radikal eylem konusunu karakterler üzerinden işleyen Night Moves filmi, eylemsizliğe övgüye dönüşüyor ve Richard Sennett (2010)’in mahrem toplum hakkında söyledikleriyle örtüşüyor. Sennett, kamusal yaşamın sona erdiği, kamusal alandaki kişiliğin kamusalı yıktığı mahrem bir toplumda, yapısal olarak ne denli kişidışı olursa olsun, tüm toplumsal fenomenlerin bir anlam kazanabilmek için kişilik sorunlarına dönüştürüldüğünü yazar. Bu ideoloji, politik kategorileri psikolojik kategorilere dönüştürür, övgü ve yerginin aktörlere değil eylemlere yapılabileceği düsturunu tersine çevirir. Artık önemli olan ne yaptığınız değil, yaptıklarınız hakkında ne hissettiğinizdir. İnsanın, ölçülerden daha önemli olduğu miti, gerçekte politik pasifleştirme için bir reçete haline gelir. İnsanlar, yaptığı işler yerine, tüketilmek üzere niyetlerini/duygularını anlatan birinin pasif izleyicisi durumuna geldikçe; ya da politik alanı ortak, kolektif bir kişiliğin paylaşılması yoluyla birbirlerine açılma fırsatı olarak gördükçe, toplumsal koşulların değiştirilmesi için kendi kardeşlik duygularını kullanmaktan giderek uzaklaşırlar.[12]

Reichardt, bir yandan eko-terörizm ile doğrudan eylemi ayırırken diğer yandan filmin politik mesaj içermediğini ve eylemi övmediğini söyleyerek, farklı görüşte konumlanabilecek her iki uç tarafa da seslenmeye, bir “denge” kurmaya çalışıyor. Politik mesaj içermediğinin vugulanması, yönetmenin, tarafsız/objektif biçimde “gerçeği” yansıtmaya çalıştığını ima etme çabası olarak okunabilir. Film için ise, hem böyle bir dengenin gözetildiğinden hem de mesaj verme kaygısı taşınmadığından söz etmek zor görünüyor.

Popüler medyada ideoloji, imgelem ve mini anlatıları harekete geçirerek, bizde içgüdüsel bir korku, duygu ve arzu düzeyi yaratarak işliyor.[13] Yönetmen, özellikle ikinci bölümde, kullandığı görsel elemanlar, müzik ve diyaloglar ile, vermek istediği mesajı güçlendiriyor. Film, elden gelen azami gayret gösterilse dahi radikal bir eylemden birilerinin zarar görebileceğini, bunun “vicdanlı olan” bazı eylemcileri etkileyerek grup birlik/bütünlüğünü bozacağını, başarıya ulaşmış gibi görünse de, birlikte yapılan bir eylem sonrasında grup üyelerinin birbirlerine düşebileceğini, eylem için bir araya gelenlerin içinde olan “karanlık/duygusuz” kişilerin bizzat eylemcilere zarar verebileceğini anlatıyor. Yani radikal eylemde başarı diye bir şey yok, aksine hem eylemden hem de eyleme katılanlar için “tehlikeli” sonuçlar ortaya çıkıyor, dolayısıyla nafile bir çaba. Bir mesaj da eylemcilere, Dena gibi burjuva bir aileden kişiler (Dena’nın babasının maddi durumu oldukça iyi) sonra size ayak bağı olabilir.

Bu film, “ahlaki bakış açısına sahip değil” iddiasına karşın vicdana yaslanan, politik olmadığı/mesaj içermediği görüntüsünün ardında açık mesajlar üreten/içeren, cevaplar ileten bir film. Tarafsızlık, objektiflik iması ile “gerçeği olduğu gibi gösterme” izlenimi oluşturulmaya çalışılsa da, ne cevaplar/mesajlar gizlenebiliyor ne de yönetmenin tarafında olduğu hat perdelenebiliyor. Bağımsız yönetmen olarak addedilen yönetmenin filmi, sinema dili bakımından Hollywood filmlerinden farklılaşsa da, bakış açısıyla, ana akımın “bağımsız” bir versiyonu olmaktan kurtulamıyor.




[7] Terry Eagleton, İdeoloji, Ayrıntı, 3.Basım, 2011, İstanbul 
[11] Emrah Doğan, 1960 Askeri Darbesi ve Adalet Partisi İktidarı Dönemi Ekonomi Politikalarının Türk Sineması Entelektüellerine ve Türk Sinemasına Yansıması: Karanlıkta Uyananlar(1964) ve Bitmeyen Yol(1965) Filmlerine Dönemin Siyasal Olaylarının Yansıması, Politik İktisat, Kriz ve Kalkınma içinde, IJOPEC, 2011, Londra
[12] Richard Sennett, Kamusal İnsanın Çöküşü, Ayrıntı, 2010, İstanbul 
[13] Mike Wayne, Marksizm ve Medya Araştırmaları, Yordam, 2009, İstanbul