Çarşamba, Nisan 01, 2015

Çağlayan, Hilal Kaplan ve Charlie Hebdo




Hilal Kaplan, bazı gazetecileri, sosyal medya paylaşımları üzerinden,  “terör”ü meşrulaştırmak, destek vermekle suçladı. Bu durum ister istemez Charlie Hebdo olayını akla getirdi. Hilal Kaplan, Charlie Hebdo olayıyla ilgili neler yazmıştı?”

BÜTÜN MESELE

TVNET kanalında yayımlanan “Bütün Mesele” programının (31 Mart 2015) ilk gündem maddesi, Çağlayan Adiyesi’nde yaşanan rehin alma olayı oldu. Yayın yasağı nedeniyle olay hakkında konuşulmayacağı, bu olayla ilgili bazı gazetecilerin sosyal medyada paylaştıkları mesajlar üzerinde durulacağı belirtilen programda Hilal Kaplan, sözkonusu paylaşımları yapan kişileri, isimlerini vermeden ve ne paylaştıklarını açık olarak belirtmeden, ağır biçimde eleştirdi,  “terörü/şiddeti” meşrulaştırdıklarını savundu. Ne yapmışlardı, ne yazmışlardı ki böyle bir suçlama yöneltiliyordu kendilerine? Anlaşıldığı kadarıyla, rehine olayının “başka konulara gönderme yapılarak” konuşulması, nedenlere dair bir şeyler söylenmesiydi, karşı çıkılan. Onlara göre böyle bir olayın, bir “terör olayı”nın farklı yönlerinin gündeme getirilmesi, “terörü/terör örgütünü” desteklemekle eşdeğerdi. Sabah gazetesinin internet sitesi ise, bu paylaşımları verdi ve ilgili kişileri açıkça rehine eylemini “haklılaştırmak/desteklemek”, hatta “teröristlere sahip” çıkmakla suçladı.[1]

ÇAĞLAYAN

Programda, Çağlayan Adliyesi’ndeki olayın, “gezi ruhu” denilen “şey”in öldüğünü gösterdiği söyleniyor, terör örgütü ile bağlantılı olduğu iddia edilen bir müzik grubunun bir CHP milletvekili ile ortak basın açıklaması yapması da eleştiriliyordu. Rehine olayında arabuluculuk yapması istenen CHP milletvekiliyle ilgili Hilal Kaplan, “Neden onu istediler/seçtiler?” diye soruyor, “geçmişe dair bazı yaşananlarla ilgisi olabileceğini” söylüyordu. Kaplan, bir STK’ya da, aslında örgütle ilişkili olduğu herkes tarafından bilinse de, aktivist vs. denilerek destek verildiğini belirtiyordu.

Kaplan, şiddet konusunda, teröre karşı herkesin, kimden gelirse gelsin ortak tavır alması gerektiğini, yani bir terör olayının farklı yönlerden ele alınmaması, nedenlerinin/gerekçelerinin vb. tartışılmaması, gündeme getirilmemesi gerektiğini savunuyordu. Bu gerekçeyle, ismi verilmeyen, ünlü simalar/gazeteciler oldukları söylenen kişilerin sosyal medya paylaşımları “teröre/terörist örgüte destek vermekle” itham ediliyordu. Bu durum ister istemez Charlie Hebdo olayını akla getirdi. Hilal Kaplan, Charlie Hebdo olayıyla ilgili neler yazmıştı?

CHARLİE HEBDO

Hilal Kaplan’ın Charlie Hebdo olayıyla ilgili ilk yazısının başlığı “Yeryüzünün Lanetlileri”, tarihi 11 Ocak 2015.[2] Kaplan, “İki gün önce, Fanon’un bu kült kitabına kaynaklık eden tecrübelerinin menbaı olan Cezayir kökenli iki Fransız genç, İslâm hukukuna da seküler hukuka da aykırı cinayetler işledi. “ dedikten sonra, “Ölenler Batılıydı, Avrupa sarsıldı. cümlesiyle başlayan iki paragrafta da konunun aslında neyle ilgili olduğuna değiniyordu: “İslâmiyet'le de ifade özgürlüğüyle alakası ikincildir. Birincil sebep, ikide bir bizlere ‘ölümler arasında kıyas yapma!’ diye parmak sallayanların kolaylıkla ölümler arasında kurduğu ve içselleştirmemizi istediği bu hiyerarşidir. Ki bu hiyerarşi kolonyalizmin kurucu unsurudur.” Yazının devamında olayın muhtemel etkilerini/sonuçlarını tartışan Kaplan yazısını şöyle bitiriyordu: “Peki Charlie Hebdo baskınındaki saldırganlar gibi düşünen binlerce genç ne olacak? Nasıl ki El Kaide yapılanması 11 Eylül sonrası, mağaralarda saklanmak yerine Irak ve Suriye’de olduğu gibi toplumsal tabanlarını oluşturarak ulus-devlet yapılarının birer parçası olmaya başladıysa, bu neo-selefi gruplar da saldırı kapsamlarını ve muhtemelen toplumsal tabanlarını da genişletecek. radikalizm ile faşizm arasında sıkışanlar ise ya nefes almak için başka yollar bulacak ya da radikalizme angaje olacak. 11 Eylül paradigması devam ediyor ama 1000 yıl sürmeyecek.

Kaplan’ın 12 Ocak 2015 tarihli ve “İşte oyun böyle bozulur” başlıklı yazısının konusu da, olayın arka planında neler olabileceği ve özellikle Türkiye’ye muhtemel etkileriydi[3]: “Müslüman Kardeşler ve Cemaati İslami’nin baskılanması, İran yönetimindeki Şii milisler ve Arap diktatörler eliyle Sünni dünyanın üzerinden geçilmesi 150 yıldır silahsız mücadeleyi benimsemiş, demokrasiyle en uyumlu modeli ortaya koymuş hareketlerin kazanımlarını yerle bir etti. En demokrat Müslüman kesimlerin silahsız mücadeleyi sorgulamasına sebep oldu. Paris’teki Charlie Hebdo saldırısı bu modelin ilerlemesi için biçilmiş kaftan bir yeni sürüm strateji olarak okunabilir.” 16 Ocak 2015 tarihli yazısında ise Kaplan, Charlie Hebdo olayı ve ifade özgürlüğü konusunu ele aldı. “İkiyüzlülük özgürlüğü” başlıklı yazıda, şöyle diyordu[4]: “Gelelim ifade özgürlüğü sakızına. Bu ifade özgürlüğü meselesini Batı şöyle kodlamış: “Ucu bana dokunan meselelerde ağzını kapalı tutmalısın. Bana dokunmayan her noktada da ağzını sonuna kadar bozabilirsin.” Ne âlâ memleket gerçekten.” Olay için “Cinayet” sözcüğünü kullanan Kaplan, yazısını şu cümlelerle bitiriyordu: “Dedim ya, ne âlâ memleket! Müslümanlar, şu anda Avrupa’daki iktidar ilişkileri çemberindeki en zayıf halka. İşin doğrusu, dünyada da öyle. Dolayısıyla her türlü işgal, tecavüz, aşağılama, katliam, toplu katliam, işkence, yasak ve baskıya maruz kalıp, sonra bir de tüm bunlara göğüs gererken güç aldığımız en kutsalımızla, en mahremimizle, biricik Efendimiz'le dalga geçilmesini de sineye çekmemizi bekliyorlar. Bu olmayınca da, karşılaştıkları tepkiyi –cinayetten bahsetmiyorum elbette, diğer tepkileri- ne kadar bağnaz, ne kadar gerici, ne kadar barbar olduğumuzun delili sayıyorlar. Elbette kendilerinin de ne kadar doğru, ne kadar ahlâklı, ne kadar ilerici olduğunun da... İşin doğrusu, aydınlanmış olduğunuz kadar ikiyüzlüsünüz de!

SORU

Charlie Hebdo’yla ilişkili üç yazısında da Hilal Kaplan, olayı farklı yönleriyle/boyutlarıyla ele aldı; “terör” veya “katliam” sözcüğünü kullanmadı, olaydan “cinayet” olarak söz etti. Bunu yapmak, “terörü/şiddeti desteklemek, övmek veya meşrulaştırmak” anlamına gelmiyordu. Tıpkı şimdi eleştirdiği kişilerin söylediklerinin de o bağlamda değerlendirilemeyeceği gibi. Kaplan, cinayet dediği olayın nedenleri, etkileri ve sonuçları üzerine yoğunlaştı. Ancak rehin alma olayında, isimlerini vermese de kimlikleri anlaşılabilecek imalarla, bazı gazetecilerin sosyal medyadaki paylaşımlarıyla ilgili kolayca suçlamalarda bulunabildi televizyon programında; hem de daha ortada, Kaplan’ın Charlie Hebdo olayında yaptığı “analiz”lere benzer bir yazı yokken ve sadece sosyal medyada paylaşılan birkaç mesaj üzerinden. Kendisine hak gördüğünü, başkası, başka bir olay söz konusu olunca, suçlama konusu yaptı.

Bir soru: Bir mesajı “savcı vurmak meşru diyor” diye damgalamayı meşru kılan nedir?