Pazartesi, Mayıs 18, 2015

KoopUlarca / The Co-opUlarca



KoopUlarca, Patronsuzlar Sokağı...
"The Co-opUlarca, referred to variously as the social economy, is collectively owned, and based on cooperative principles."

The Co-opUlarca

The economic meltdown unleashed by the 2008 financial crisis hit southern Europe especially hard, sending manufacturing output plunging and unemployment soaring. Countless factories shut their gates. But some workers at perhaps as many as 500 sites across the continent – a majority in Spain, but also in France, Italy, Greece, and Turkey – have refused to accept the corporate kiss of death.[1] Inspired by the many solidarity visits they received and the stories of other worker struggles such as the National Movement of Recuperated Businesses in Argentina and the occupied Vio.Me factory in Greece the Kazova workers adopted the slogan of the Landless Movement in Brazil ‘Occupy, Resist, Produce!’ and started organizing themselves as a cooperative. The Free Kazova cooperative has the power and the potential to guide and inspire others. [2] The most recent example of this “potential” is the KoopUlarca (Co-opUlarca).

Farmers in the village of Ularca, located 18 km. away from Soma where mine explosion occurred on May 13, 2014, formed a cooperative, named KoopUlarca. A small group of activist,  led by Metin Yeğin, encouraged and convinced the poor peasants to organize in cooperatives, and then the KoopUlarca, aimed natural, organic and ecologic agriculture, came into existence. Today, the KoopUlarca is a multi-purpose cooperative association organized for the purposes of producing and marketing milk and other dairy products and intends to further diversify its product range also in the near future. The only requirement for the KoopUlarca membership is to complete 100 hours of volunteer service. Members of the Co-operative actively participate in setting policies and making decisions.

A major problem with corporate capitalism and state socialism is that they are both based on the concentration of economic power in the hands of a small elite unaccountable to the rest of us. Economic systems are not limited to these two choices, however. There is a third way, referred to variously as the social economy (Bruyn and Meehan 1987), or the cooperative commonwealth. The building blocks for this alternative already exist in the cooperative movement, which broadly speaking includes consumer and worker co-ops, employee owned companies, credit unions, community development loan finds, service credit systems and local barter and service exchange networks.

The KoopUlarca, referred to variously as the social economy, is collectively owned, and based on cooperative principles. Membership in the co-ops represents more than a commitment to obtain healthy food at reasonable prices; it signifies adherence to a lifestyle and philosophy that opposes consumerism and supports the movement to build a social economy based on ecological values.[3]

KoopUlarca

Soma’nın Ularca Köyü, tarım ve hayvancılığın geçim kaynağı olmaktan çıktığı, işsizliğin yüksek olduğu bir madenci köyü. Madenci köyü çünkü köylülerin en önemli geçim kaynağı Soma, yani maden işçiliği. İşte bu köyde, süt ve süt ürünlerini üretme, tüketiciye aracısız pazarlama amaçlı bir kooperatif hayata geçiyor. Ürün gamının bununla sınırlı kalmayacağına dair işareti, arkadaşlarıyla birlikte KoopUlarca’nın kurulmasında önemli katkısı olan Metin Yeğin veriyor.

Yaşanan felaketin ardından yola düşüp Soma’ya giden Metin Yeğin, her gün bıkıp usanmadan köy kahvesine, tarlalara, ağıllara giderek köylüleri projeye ikna etmiş. “İlk gittiğimizde köyde ortalıkta gezen tavuk bile yok gibiydi. Bütün köy depresyondaydı” diyor. Bu havayı kıran kooperatif olmuş. Bu kasvetli havanın yerini, KoopUlarca ile biraz merak, biraz umut dolu bir heyecan almış. KoopUlarca, patronsuz, patronsuz, aracısız, dayanışmaya ve işbirliğine dayalı sosyal ekonomiyi örgütlemek üzere yola çıkıyor. Köylülerin, süt ve süt ürünlerinden oluşan üretimi şimdilik köyde, Ayvalık’taki halk pazarında ve İzmir Konak’ta oluşturulan “Patronsuzlar Sokağı”nda satılacak. Kooperatif üyeliğinin tek kuralı var: Toplam 100 saat çalışma. Ortaklar, tüm kararları birlikte alıyor. Yeğin, KoopUlarca’nın, köylüleri haftada bir organik tarım konusunda işin uzmanlarıyla buluşturacağını, Fransız çiftçilerin gelerek, ünlü Fransız peynirlerinin yapımını Ularcalılar’a öğreteceğini anlatıyor.[4]

Sadece süt ürünleri üzerinden şekillenmiş bir üretim anlayışı olmayacak. Zeytinyağı, kekik, ceviz, fasülye gibi pek çok şey üretilecek ve kentlere gönderilecek. Bunların yanında organik tarım da yapılacak. Permakültür tarım yöntemi uygulanacak. Bir kooperatifler topluluğu kurularak ürünlerin başka kentlerde de evlere girmesi sağlanacak.
Bunun yanında internetten de sipariş verilebilecek. Böylelikle, halkı muhtaç eden marketler piyasadan süpürülecek.

Şu an gelinen aşama nedir peki?

Bir binayı kooperatif binası haline getirdik. Kerpiçle bu yapıyı güçlendirdik. Akan tavan için Horosan harcı kullandık. Bahçe duvarlarını yine Horosan harcı ile sıvadık . Hem ekolojik hem de az maliyetli. Kooperatif'e herkes hemen üye olamıyor mesela. Üye olabilmek için 100 saat çalışma zorunluluğu var. Ortada bulunan bir deftere herkes kendi çalışma saatlerini yazıyor. Yani müdürsüz, patronsuz bir kooperatif anlayışı olacak. Masraflar da şeffaf olacak. Deftere yazılacak. İsteyen okuyabilecek.”
[5]

Koop ve toplumsal ekonomi
Metin Yeğin[6]
14 Mayıs 2015

Koop toplumsal bir ekonomi deneyimi olarak gelişiyor. İzmir Dikili’de kendi satış mağazasını aldı. 22 Mayıs Cumartesi günü KoopUlarca-Dikili açılışını yapacak. Fakat bugünden itibaren Dikili’deki üyelerine ürünlerini doğrudan dağıtmaya başlıyor. Yine İzmir Konak’taki ‘Patronsuzlar Sokağı’nın açılışını arkadaşlar 30 Mayıs’a yetiştirmeye çalışıyor. Tüketim yeldeğirmenine saldırmak isteyen bir sokağın bir isyan günü açılması güzel olur diye düşündü arkadaşlar.

Patronsuzlar Sokağı, bir öğrenci kooperatifi olarak örgütleniyor. KoopÖğrenci ya da KoopKonak olacak adı ya da bir başka ama ismi ne olursa olsun Patronsuz olacağı kesin. Patronu sokağın ızgarasından kanalizasyona süpürüyoruz.

Türkiye’den ve İspanya’dan iki sanatçı arkadaş Koop’ların görsel konseptini (!), dış görüntüsünden, sokağın dizaynına, etiketinden, kese kağıdına hepsinin tasarlanmasını yapıyor. Madenciler, köylüler, öğrenciler, işçiler, sanatçılar var ve sizi de bekliyor Koop, buralarda ve her yerde. Üreticileri, ‘tüketici’leri herkesi...

Bu arada uluslararası, -ben enternasyonel diyim daha güzel geliyor kulağa- Kooperatifler Birliği -Campo Adentro-İnland’ın da bir üyesi oluyor Koop. Yani bizde Fransız peynirini, İspanyol sucuğunu, Midilli’nin seramiğini ve tabii ki Zapatista kahvesini bulabileceksiniz ya da Özgür Kazova işçilerinin kazakların. Bu arada Amed’de kadın arkadaşlar ‘Alternatif Üretim’ örgütleyerek, mevsimlik işçi kadınların kendi topraklarında üretimlerini, engelli bir kadın arkadaşın ördüğü sepetlerle doğrudan evlere ulaştıracakmış. Onların ürettikleri de başımız gözümüz üstüne.

Bütün bunları hiçbir fondan filan para almadan yapıyoruz. Çok zenginiz! Ve artık soğutmalı bir kamyonetimiz var. Her gün Ayvalık, Diklili ve İzmir sokaklarında üstünde, ‘KoopUlarca’ Patron Yok Biz Varız’ yazılmış şekilde dolaşıyor olacak.

Koop sizi bekliyor. Pencerelerinizden uzanıp bir bakın sokaklarda bir hayalet dolaşıyor...