Salı, Temmuz 14, 2015

İskender Pala, Aşk, İktidar ve Gezi



Mağdur”dan “Muktedir”e

İskender Pala’ya, 28 Şubat sürecinde Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla Ordu’dan atılması nedeniyle atfedilen “mağdur” nitelemesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenen “Müstehcen Sırlar” oyunu ve Belediye’nin kültür-sanat danışmanı Kenan Işık hakkında yazdıklarından sonra “muktedir”e evrilen bir seyir izler. Pala, oyun hakkında "düpedüz, vergilerimizle üretilen oyunların sanat olmadığı veya sanat diye bayağılıkların yutturulmaya çalışıldığı"ndan dem vurur ve şunları yazar: “Elbette müstehcenlik diz boyu, ama içinde seyirciyi ilgilendirecek ne bir hayat dersi, ne bir erdem, ne de tiyatronun genel amacına yönelik bir toplum eleştirisi var. Eğer bu oyunun amacı seyirciye teşhircilik hakkında hayat dersi vermek ise buna devlet parasıyla bayağılıktan başka ne denir? Seyirciye hakaret de cabası. Peki repertuarın diğer oyunlarındaki % 80 cinsel sululuk ve müstehcenliklere ne demeli?" Pala, Kenan Işık’a da seslenmekte ve bulunduğu yere nasıl geldiği hakkında kendince bir “hatırlatma” yapmaktadır: “Şimdi yazacaklarımı bir dostluğun gereği; samimi bir eleştiri kabul edeceğinden şüphem yok. Sayın Başbakan'ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde Şehir Tiyatroları Sanat Yönetmeni olarak iyi bir rol oynadı ve sahnelerden sıçrama yaparak siyasi aktörler arasına da girdi. İdeolojik kimliğinden hiç taviz vermedi, Sayın Başbakan'ın güven ve iltiması sayesinde AK Parti'li kadrolar tarafından daima itibar gördü, toplantılara çağrıldı, akıl danışıldı veya sunuculuk yaptı. Sayın Başbakan'ın himayesi ile halen ATV'nin icra kurulu üyesi ve Büyükşehir Belediyesi'nin Kültür Sanat danışmanı...

Pala, yukarıdaki sözleri ve tutumundan dolayı eleştirilir ve artık/şimdi muktedir bir portreye dönüştüğü savunulur: “Kalemiyle de sınandı ve “Müstehcen Sırlar”da çakıldı İskender Pala. İktidara fena halde müptela olmuş diliyle çakıldı. Mağdurluk muktedirliğe, vaktiyle çelebi bir çizgi gibi yüzüne yerleşen tebessüm sırıtkan bir maskeye, özgürlük geyiğe dönüşüverdi hikâyesinde.[1] İskender Pala’nın köşesindeki yazının Belediye Kültür-Sanat Danışmanı Kenan Işık’ı provoke etmek, bir anlamda da “aba altından sopa göstermek” amaçlı olduğunu vurgulayan Üstün Akmen: “Oyun hakkındaki yazıda kullanılan ‘müstehcenlik diz boyu’, ‘seyirciye teşhircilik hakkında hayat dersi veriliyor’, ‘devlet parasıyla bayağılık’ sözlerinden hicap duydum” der.[2]

Mağdur

İskender Pala’nın kişisel bir web sayfası var.[3] Bu sayfadaki bilgiye göre biyografisi kısaca şöyle: Uşak doğumlu olan (1958) Pala 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakiltesi’ni bitirir. Divan Edebiyatı dalında doktor (1983), doçent (1993) ve profesör (1998) olur ve halen Uşak Üniversitesi öğretim üyesidir. Kendi sayfasında yer almasa da, öğretim üyesi olarak Kültür Üniversitesi kadrosunda da görülmektedir Pala.

(…) devlet memurluğu yapan bir babanın oğludur İskender Pala. "Büyüdüğünde ne olacaksın?" sorusuna radyoların etkisine kapılmış olacak ki "radyoda konuşmak istiyorum" cevabını verir. (…) İlkokulu bitirdikten sonra okul hayatı İmam-Hatip Okulu'nda devam eder. 1969'da mezun olur ve Kütahya'da yatılı okumaya başlar. 1976 yılında liseden aldığı iki diplomayla iki farklı bölüme girer. İmam Hatip diplomasıyla Erzurum Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne, Lise diplomasıyla Konya'da Mühendislik Bölümü'ne kaydolur. Bir süre sonra Edebiyat eğitimine Erzurum'da değil, yazarların mekanı olan İstanbul'da devam etmek ister. Erzurum'dan İstanbul Üniversitesi'ne nakil yoluyla orta boy bir valizle tasdiknamesini yanına alarak yola çıkar. (…) Aynı gün İstanbul Üniversitesi sekreteri Vedat Bey onun okula kaydını yaptırıp Vefa'daki İlim Yayma Yurdu'ndaki bir tanıdığına gönderir. O bey yurtta bir oda verir. O gece hayatında ilk defa boza ile tanışır ve daha sonra o bozayı içmekle kalmayacak ve okumak için parasını bozacıda garsonluk yaparak kazanacaktır. Burası Vefa Bozacısı'dır.(…) Öğrenciliğinin son yılında Edebiyat Fakültesi'nin kütüphanesinde memur olarak çalışır. 12 Eylül darbesinin ardından evlenir ve maddi sıkıntıları başlar. Asistan olma denemeleri başarısız olup girdiği Deniz Kuvvetleri macerasından sonra) Üniversiteye intisab eder ve orada öğrencileriyle hayatı yeniden keşfeder. Sonraki hayatı hiç olmadığı kadar bereketli geçer: Romanlar, denemeler ve makalelerle şimdi 70'in üzerinde kitapta imzası vardır.”[4]

Pala, profesyonel askerlik serüveniyle ilgili şunları söyler bir röportajda:

Orduda, inancınız ve eşinizin kıyafet tercihi yüzünden diğer subaylardan farklı görüldüğünüzü ne zaman hissettiniz? 1982 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nde göreve başladım ve ilk görev yerim Heybeliada Deniz Lisesi'ydi. O yıllarda, TSK'de, başörtüsü konusunda hassasiyet oluşmaya başlamıştı. Bir süre sonra, doktorasını tamamlamış bir edebiyat öğretmeni olmama rağmen bahriyenin en gözde okullarından biri olan Heybeliada Deniz Lisesi'nden alınıp Astsubay Hazırlama Okulu'na tayin edildim. Bu şekilde bana, “Seni bu halinle istemiyoruz” mesajı verdiler. İlk o zaman hissettim farklı görüldüğümü. Maddi sıkıntı çektiğimiz için lojmana taşındık. Komşularım ve meslektaşlarım, eşimin başörtülü olduğunu görünce birden değişiverdiler. Ordudayken herhangi bir cemaat ya da tarikatla ilişkiniz var mıydı? Hayır, yoktu. 1996 yılında, YAŞ kararıyla, Milli Görüş'e mensup olduğunuz gerekçesiyle ordudan atılmanızda o dönemde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan'ın sizden “Bizim İskender” diye söz etmesinin de payı olduğunu yazmışsınız kitabınızda. Tabii, Tayyip Bey o sözü söyledi diye atılmadım TSK'den. Sonuçta süreç işlemiş ve Tayyip Bey'in o sözü bardağı taşıran son damla olmuş. Ben o sırada Beşiktaş'taki Deniz Müzesi'nde çalışıyordum. Taksim'deki Preveze Deniz Zaferi kutlamalarında Kuzey Deniz Saha Komutanı İlhami Erdil'le Tayyip Bey sohbet ediyor. O günlerde de Barbaros Türbesi'nin aydınlatılması ve onarımı gündemde. Komutan, Belediye'nin de bilgisi olsun diye konuyu Tayyip Bey'e açıyor ve “Bizde İskender Pala adlı bir binbaşı var. Barbaros'un vasiyetini okumuş. Dediğine göre Barbaros, türbesinin aydınlatılmasını vasiyet etmiş” diyor. Tayyip Bey de,” Siz, bizim İskender'den söz ediyorsunuz” diyor. Sonra Kuzey Deniz Saha Komutanı İlhami Erdil dönüyor yanındaki subaya ve “Nereden onların İskender'i oluyor araştırın, icabına bakın” şeklinde talimat veriyor. Bu olayı bana törende fotoğraf çeken bir arkadaşım anlattı. Bundan sonra süreç işledi aralık şûrasında ordudan ihraç edildim. Tayyip Erdoğan sizden neden “Bizim İskender” diye söz etmiş peki? Belediye'nin düzenlediği kültürel etkinlikler kapsamında konferanslar veriyor ve belediyenin çıkardığı dergilerde yazıyordum. Tayyip Bey beni o vesileyle tanıyordu.[5]

1979-1982 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde kütüphane memurluğu yapan Pala, öğretmen subay olarak 1982 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığına girer. Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK), 1996 yılında Yaş kararıyla ilişiği kesilir. Yani Pala, doktor ve doçent ünvanını Ordu’dayken alır. Ordudan atıldıktan sonra iş için çaldığı birçok kapı, 28 Şubat’çıların verdiği sicil nedeniyle yüzüne kapanır. Ta ki, İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş kendisini danışmanlığa davet edene kadar.[6]

Muktedir

Bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ak Partili belediyelere seslense, “Hadi getirin bakalım 11 yıllık kültür sanat raporlarınızı, ne yaptınız?” diye sorsa, kopya çekmiş gibi hepsi aynı raporu sunacak: “İskender Pala ile konferans.” İnsaf edin ya, insaf. Kültürden, sanattan, kültürel üretimden, kültürel etkinlikten anladığınız bu mu?”[7]

1997 yılında İstanbul Kültür Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başlayan Pala, aynı zamanda Uşak Üniversitesi öğretim üyesidir.
Prof.Dr.Kemal Üçüncü’ye göre, “Akabinde İskender Bey, muhafazakâr sağ kulvarda popüler klâsik edebiyat yazıları, teknik ve edebi değeri ayrıca ele alınması gereken romanları ile hızlı bir çıkış” yapar. “Lâkin İskender Pala gerçek atılımını Fethullah Gülen Cemaati’nin gazetelerinde onların medya desteği ve “paket okur” desteği ile” bulur ve “muhafazakâr belediyelerin muhafazakâr aydınlara yönelik seferberlik halindeki programları bunu tahkim” eder.[8]

O yıllarda Zaman gazetesi yazarı olan Pala, Dershane tartışmasında (AKP-Cemaat kavgasında) cemaat yazarlarını da şaşırtan[9] ve “Cemaat AKP’den özür dilesin” demeye getiren bir yazı yazar. Böylece Cemaat medyasının kazananları arasında gösterilen kişi olur. Kanal 24’ün edebiyat programı İncir Çekirdeği kadrosunda (Hilmi Yavuz ve Cezmi Ersöz’le birlikte) yer alan Pala, dönemin cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu (AKDTK) Yönetim Kurulu üyeliğine atanınca programın kadrosundan ayrılır (2012).[10]

Atatürk’ü niye yazmam?
Benim yazdığım kitaplar genelde ilgi alanımda olan kişiler üzerine kurulu. Atatürk, Said Nursi, Fatih, bunların hakkında bir roman yazmak benim 30 yıllık bir birikimim olmadığı için öyle çalakalem derleyeyim, toparlayayım demekle olmaz. Benim önce yakın tarih dönemine dair beş yıllık bir araştırma yapıp okumam lazım. O beş yıl sonunda her şeyi öğreneyim. Daha doğrusu bunlara yakın durmuyorum. Kendi ilgi alanımda olanları yazmak ve onları gençlere tanıtmak bana daha zevkli geliyor.[11]


Kültür Üniversitesi sayfasında bulunan dokümana göre Pala’nın görev ve üyelikleri şunlardır:


9. İdari Görevler
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yüksek Kurulu Üyesi, 2012-
Türkçe Eğitimi Birim Bşk, İstanbul Kültür Üniversitesi, 1997-2000
Türk Dili ve Edeb.Bl.Bşk., İstanbul Kültür Üniversitesi, 2000-2003
10. Bilimsel ve Mesleki Kuruluşlara Üyelikler
Türk Dünyası Edebiyat Ansiklopedisi Bilim Kurulu Üyesi
TDV İslam Ansiklopedisi Yazı Kurulu Üyesi
Türkiye Yazarlar Birliği Üyesi
Türk Dil Kurumu Haberleşme Üyesi”


Milli Eğitim'le varılan bir mutabakatla İskender Pala'nın son çıkan kitabının önce öğretmenlere sonra da öğrencilere tavsiye edilmesi kararının verildiği ortaya çıkar. Sözkonusu mutabakat Yayınevinin öğretmenlere gönderdiği mektupla deşifre olur.[12]

Türkiye’nin en çok kazanan yazarlar listesinde (Forbes), 2009 yılında 12.sırada[13] gösterilen Pala, 2011 yılında 6.sıraya yükselir[14]. Ancak İskender Pala’nın kitaplarını yayımlayan Kapı Yayınevi bu listeye itiraz eder ve satış rakamlarını göstererek Pala’nın en çok okunan yazar olduğunu savunur.[15] 2012 listesinde İskender Pala ilk üçe girmeyi başarmıştır artık.[16] Bundan sonra en çok satanlar listesinin daimi üyesidir Pala.

Aşk, Kadın ve Gezi

Bana göre aşk uyumadan önceki son şey, uyandığın zamanki ilk şeydir. Birinci kısmı beşeri aşk, ikinci kısmı ilahi aşktır. Aşk ile uyku birbiriyle örtüşmeyen şeydir. Aşka düşen uyuyamaz. Bence tarihin en büyük aşkları “Gül ile Bülbül’ün arasındaki aşktır. “Mum ile Pervane” arasındaki aşktır. “Leyla ile Mecnun” arasındaki aşk “Romeo ile Juliet” arasındaki aşk ile çağdaştır. Aşk kendinden vazgeçmenin adıdır. Kendinden vazgeçerek var olabilirsin.”[17]

Pala’ya göre “aşk bir kişiliktir. Bir hayat tarzıdır ve anormal bir şeydir. Anormal olan Mecnun'dur, Ferhattır; Leyla'ya da Şirin değil. Sevilenin rolü pek küçüktür. Tek rolü varlık olarak varolmasıdır.”[18] Aşkın nesnesi olan kadının eğitimli olması önemlidir çünkü o bir annedir.

Siz yine bir kadına annelik atfederek konuşuyorsunuz. “Neden bir kadın Twitter’ı icat etmesin?” demiyorsunuz.
- Bu ikinci aşama. Ben daha kadının eğitimiyle ilgiliyim. Elbette ki iş hayatında önemli şeyler yapsın, elbette ki bir buluşa imza atsın. Ama bana göre kadının eğitiminden beklenen birinci sonuç çocuğunu nasıl yetiştireceğidir. Sonra da üstüne ne konulabilirse odur.
Bir kadın sizin için önce annedir, öyle mi?
- Evet.
Anne olmayan bir kadın nerede duruyor size göre?
- Kadın her daim kutsaldır. Anne olmamayı tercih etti diye kim onu niye sorgulasın ki? Ben kadından yanayım. Feminist değilim ama kadınlardan yanayım.”[19]

Türkülerdeki erotizmden rahatsızım, radyolar bunları çalmamalı’ sözlerini sarf eden Pala, eleştiriler karşısında kendisini şöyle savunur:


Benim söylediğim şuydu: Türkiye’de belirli düzenlemelerin yapılması ve elden geçirilmesi gerekir. Mesela Vikipedi bana göre sansürlenmeli. Orada Türk tarihi ile ilgili bütün bilgiler yalan ve yanlışlarla doludur. Uzmanlar tarafından yazılıncaya kadar sansürlenmelidir. “Köprüden geçene kadar ayıya dayı demek”  gibi bazı atasözleri belirli müddet askıya alınmalı. Bu arada sözgelimi TRT repertuvarında bulunan şarkılar gözden geçirilmeli dedim. Bu şarkıların çoğunun güftelerinden bilimsel yanlışlıklar var. Bir de kadınlar için pozitif ayrımcılık yapıp, kadınları aşağılayan deyimleri, atasözlerini, türküleri de çıkarmak gerekir dedim. Neşet Ertaş’ın türkülerini bunlara tercih edilebileceğini söyledim. “Bir tenhada can cananı bulunca” türküsünü beğendiğim için dillendirdim.
Yani siz Neşet Ertaş türküsü yasaklansın, diye bir şey söylemediniz.
Birileri bunu manipüle etti. Neşet Ertaş türkülerini kitap haline ben getirttim. Bayram Bilge Tokel’in kitabının tekrar yayınlanmasını sağladım. Onun türkülerini kimse benden daha çok sevemez. Zaten nezih bir türkü olduğu için o örneği vermiştim.” 
[20]


Oysa Pala’nın aşağıdaki bahse konu sözleri manipüle edilmeye ihtiyaç duyulmayacak kadar açık ve anlaşılır görünmektedir.


"Türkülerdeki erotizmin kadını aşağılamasından rahatsızım. Kadınları, alınır-satılır bir meta olarak gören türkülerimiz var. Düğmelerin dar geldiğini falan anlatan türküler var. Bir taksiye binseniz, taksi şoförü bu şarkıyı açsa rahatsız olmaz mısnız? Ben toplumda bazı şeylerin normalleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Neşet Ertaş'ın türkülerinde de erotizim vardır. Bir tenhada can cananı bulunca... " diye başladığınızda istediğiniz sahneyi üretebilirsiniz. Erotizmin nezih ve serafete bindirilmiş kısmı başımla beraber, ondan heyecan duyarım, lezzet alırım. Ama kadınları aşağılayan türküleri artık radyolarımızdan çalıp söylemeyelim."[21]

Pala'nın (romanlarında) anlattığı tarih, kahramanların yazdığı şanlı bir tarihtir ve o şanlı kahramanlar tarihi yazarken sıradan fanilerse onların devletlü iradesinin önündeki hazan yaprakları gibi savrulup dururlar. O buğulu sesiyle birtakım vicdansızlıkları “zorunluluk” mertebesine yükseltiverir Pala.

Yunus'un mezarına kimse gitmiyor diye gözleri dolacak kadar hassas olan bu adam, birden buz gibi bir itaatle konuşmaya başlıyor: “Efendim, şimdi dönemin şartları düşünüldüğünde, bu devir gibi değil tabii, devlet adamı olmanın zorunlukları var, (taht mücadelelerinde kardeşin kardeşi öldürmesi için)bünyeyi korumak için serçe parmak feda edilmiş, (Yavuz'un Alevi katliamı için)30bin-40bin diyorlar; değil efendim, en fazla 7bin. Onların da çoğu Şah'a gitmesinler diye kolları ve bacakları çapraz kesildiği için ölmüşler. Malum, dönemin tıbbı pek gelişmemiş...” Bu akıl yürütmeye bakıp da iyi kötü bir tarihsellik algısı olduğunu sanmayın Pala'nın. Yok. Zulmü “anlamak” için böyle zihinsel taklalar atarken diğer olguların tarihselliklerini kavramak için serçe parmağını bile oynatmıyor. İskender Pala’ya göre aşk, kadın, erkek, iktidar, namus, mutluluk Osmanlı'da neyse hala o ya da hala o olmadığı için sorun yaşıyoruz bugün. Dönüp orayı anlasak ve tekrar etsek sorunlarımız çözülüverecek.”[22] 
Gezi ne anlama gelir Pala için?: Kışkırtma, ekonominin zarar görmesi, kıyafetinden dolayı bir kadının dövülmesi, kışkırtanların ölümlerden sorumluluğu …

15 Haziran 2013 ''Toplumsal barış ve sükunete yönelik adım''
Hükümetin Gezi Parkı'na ilişkin kararlarını destekliyorum. Toplumsal barış ve sükunete yönelik bir adımdır. Asıl önemlisi de, her türlü şiddetin ve kime yapılırsa yapılsın şiddete eğilimli her eylemin araştırılmasının istenmesidir. Gezi Parkı'ndaki masum gençlerimizi kötü amaçları adına yönlendirip kışkırtanlar, inşallah bu iyimser diyalog ortamından ders çıkarıp kendi nefis muhasebelerini yapar ve vicdanlarına şöyle sorarlar. Sırf kılık kıyafetine bakarak genç bir anneyi sokak ortasında aşağılayıcı küfürler eşliğinde yumruklayıp bayıltan, bebeğini kucağından alıp yere çarpan, insanlıktan çıkarak üzerine işeyen alçakların bu iğrenç ötesi tavrında benim kışkırtmalarım acaba etkili olmuş mudur? Dünya televizyonlarına yansıyan ve benim de rol aldığım görüntüler acaba Türkiye'nin ilerlemesini ne kadar sekteye uğratmıştır, ekonomi ne kadar zarar görmüştür, Taksim civarındaki esnafın zararında ve kamu mallarındaki tahribatta, en önemlisi de kaybedilen dört canda benim sorumluluğum var mıdır? İnşallah bu soruları onlar sorar. Aslında bunları hepimiz kendimize sormalıyız. Ve umarım Gezi Parkı'ndan geriye, en az oradaki masum gençler kadar birbirini anlayan bir Türkiye kalır.”
[23]

Gezi olayları sırasında çok konuşulan “Bizde çok adam bulunur” başlıklı ilan/bildirinin altında imzası olan Pala, hem siyasi konularla ilgilenmediğini söyler hem de bugün de olsa imzalarım der.

Gezi olayları sırasında çok konuşulan “Bizde çok adam bulunur” başlıklı bir ilan altında sizin de imzanız vardı. Son dönemdeki çatışmayı da benzer şekilde mi yorumladınız?
Ben bu konularla ilgilenmiyorum. Ofisime gelip işimi yapmak benim birincil vazifem. Allah bana iyi bir kalem vermiş, kendi kendime “sen kaleminle güzel şeyler üret, bu ülkeye en büyük faydayı böyle sağlarsın. Bu ülke senden siyaseti düzeltmeni beklemiyor, yazmanı bekliyor” diyorum.
Peki o imzayı atmak siyasi bir karar değil miydi sizin için?
O bildiriyi okudum. Ben böyle düşünüyorum dedim ve imzaladım. Bildiri siyasi mi değil mi bilmiyorum. Bir arkadaşım tarafından yollandı, okudum ve imzaladım. Altındaki diğer imzaları sonradan öğrendim. Bugün de imzalarım.
[24]

Sonsöz

Onur Caymaz: Üç Nokta dergisinin, AKP’yi savunmak üzere imzaladığı “Bizde Çok Adam Bulunur” bildirisine dair yaptığı soruşturmaya verdiğim cevaplar:
-Sizce imza nedir ve bir sanatçı için neyi ifade eder?
Mehmet Ayvalıtaş (20), Abdullah Cömert (22), Ethem Sarısülük (26), İrfan Tuna (47), Mustafa Sarı (27), Selim Önder (88) ve Ali İsmail Korkmaz (19)
-Sanatçı neyi, neden imzalamalı?
Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert… İrfan Tuna, Mehmet Ayvalıtaş, Önder Selim, Cömert Abdullah, Ayvalıtaş Sarısülük…
-Son dönemle yaşadığımız olaylara bakarak sizce bunca ölüm, şiddet karşısında iktidarı savunmak için imza atmanın anlamı nedir? Size böylesi bir metni sunsalar yaklaşımınız ne olurdu?
20, 22, 26, 27, 19, 19, 19, 19, 19, 19, 88…
-Sanatçının bir partisi söz konusu olabilir mi?
Mehmet, Abdullah, Ethem, İrfan, Mustafa, Selim, Ali İsmail…”[25]



[4] http://hisari.blogcu.com/iskender-pala-nin-hikayesi/3343360
[13] http://www.ntv.com.tr/arsiv/id/25089837#storyContinued
[17] http://www.milliyet.com.tr/iskender-pala-nin-gozuyle-hz-/gundem/ydetay/2013057/default.htm