Perşembe, Temmuz 23, 2015

Jean-Paul Sartre: "Devrimci Basın"




O halde, entelektüelin yeni misyonunu nasıl görüyorsunuz? Aslında “misyon” da talihsiz bir sözcük oldu.

JPS: Öncelikle, entelektüel olarak kendini silmesi gerek. Yani benim entelektüel dediğim, rahatsız bilinç. Kendisine evrensel tekniği öğreten disiplinlerden alabildiklerini doğrudan doğruya kitlelerin hizmetine sunmalı. Entelektüeller kitlelerin gerçekte, o anda, hemen arzu ettiği evrenseli anlamayı öğrenmeli.

Somut evenseli mi?

Somut evrenseli. Buna karşılık, kitlelerin dilini öğrenirken, bunu koruyabilirlerse, sahip oldukları tekniklere bir ifade aracı kazandırabilirler. Sözgelimi, kitleler için çıkan bir gazetenin belli oranda entelektüele, belli oranda işçiye yer vermesinin ve yazıların da sadece entelektüeller tarafından değil, işçiler tarafından değil ama birlikte yazılması gerektiğini düşünüyorum. İşçiler ne yaptıklarını, ne olduklarını açıklarlar, entelektüellerse hem anlamak, hem öğrenmek, hem de duruma ar sıra belli bir genelleme getirmek için oradadırlar. (..) Henüz kitlelerin dilini sökme aşamasındayız ve bu konuda söylenebilecek fazla bir şey yok.


(…)

Yeni dönemin en büyük sorunlarından biri basının üstündeki baskı olacak. La Cause du people, L’Idiot, Humanite-Rouge… Sizce mücadelemiz için olası perspektifler nelerdir?

JPS: Bana göre sorun yok. Bu basın gelişmek zorunda, mücadele ettikleri her yerde kitlelerle sürekli iletişim halinde olmak zorunda. Her şekle bürünebilir. Hatta yeraltına bile inebilir. En azından orada hazırlanabilir. Olabildiğince dayandıktan sonra.

Gerekli olan başka bir şey de, siz bize devrimci basının gücünden ve yetersizliğinden söz ediyordunuz.

JPS: Önce, hiçbir yerde bir üslup oluşturulamadı. La Cause du people’de bile. Bir üslubu var ama pratik ile kuram arasında bir bağlantı yok.

Bilgilendirme biçimi de sorun yaratıyor. Küçük bilgi kırıntılarının sistemli olarak şişirilmesi bazen tartışılabilir.

JPS: Bu doğru. Üstelik ben öyle bir devrimci basın tasarlıyorum ki, olumlu eylemleri versin, ama aynı zamanda olumlu olmayanları da sorgulasın. Eh, insanlar hep muzaffer söylemde takılıp kaldıkça, L’Huma düzleminde çakılıp kalınır. Bundan kaçınmak gerekiyor. 

Hiç sevmediğim yalan teknikleri var. Oysa tam tersine, gerçeği söylemeli, yani şöyle demeli: Bu, yürümedi ve işte nedenleri ya da hangi işte iyi gitti ve işte nedenleri. Gerçekleri vermek her zaman daha iyidir; gerçekler devrimcidir, kitlelerin gerçeği bilmeye hakları vardır. Bu asla yapılmadı. Stalin yanlısı olan ve günün birinde, hiçbir açıklama yapılmaksızın, pat diye Stalin’in beş para etmediğini öğrenen ben yaşlarda bir işçinin yaşamına ne olacağını düşünebiliyor musunuz? Kendisine başka hiçbir şey verilmeksizin, öylece kalan. Bu nasl bir şey? Bir insana yapılacak şey mi? Bu korkunçtu ve insanları bir çeşit umutsuzluğa sürükledi. Daha beteri de var. Burjuva gazeteleri yalan da söylese, gerçeklere devrimci basından daha fazla yer veriyor. Daha az yalan yazıyor. Daha ustaca yalan söylüyor. Gözden düşürücü birtakım oyunlara girişiyor, ama olayları da göz ardı etmiyor. 

Gene de, aslında devrimci gazetelerin burjuva gazetelerden hiç de üstün olmadığını, hatta aşağı olduklarını düşünmek feci. Ama artık bizim- biz ki, aynı zamanda kitleleriz- gerçeği kabullenmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Gerçeği istemiyor devrimciler, aldatıldılar. Bir çeşit düşler aleminde yaşıyorlar. Gerçeklik zevkini aşılamak lazım, herkese ve kendimize.

Mayıs’ın  da (1968) aşılayamadığı bir zevk bu, değil mi?

JPS: Doğru, Mayıs kuşkusuz veremedi bunu. Kısmen, aslında reddedilmemesi gereken bir lirizm yüzünden.



L’Idiot international, Ekim 1970, Der.: Jean-Edern Hallier ve Thomas Savignat (Jean-Paul Sartre, Aydınlar Üzerine, Çev.Aysel Bora, Can Yayınları, 7.Basım, 2015, İstanbul)