Cumartesi, Ağustos 08, 2015

Temmuz 2015 Rakamlarıyla Sendikalaşma ve Sendikalar



Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın hazırladığı, “İşkollarındaki İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayılarına İlişkin 2015 Temmuz Ayı İstatistikleri Hakkında Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlandı.[1] Altı ayda bir yayımlanan istatistiklerden dördüne (2014 Ocak, 2014 Temmuz, 2015 Ocak ve 2015 Temmuz) karşılaştırmalı olarak bakıldığında, nasıl bir tabloyla karşılaşıyoruz?

”Olumlu” Tablo

Ocak 2014 ile kıyaslandığında Temmuz 2015’te, sendikalı işçi sayısı (yaklaşık 332 bin) ve dolayısıyla sendikalı işçi oranında (yüzde 9,45’ten yüzde 11,21’e) bir artış olduğu görülüyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, “Ocak 2015’de 10,65 olan sendikalılık oranı, Temmuz 2015’de 11,21’e, sendikalı işçi sayısı ise 1 milyon 297 bin 464 kişiden, 1 milyon 429 bin 56 kişiye” yükseldiğini duyururken, bu istatistikleri “çalışma hayatında örgütlenmenin önündeki engelleri kaldıran yasal düzenlenmelerin olumlu gelişmesi”nin bir göstergesi olarak yorumluyor.[2]  “Altı ay içinde 132 binden fazla işçinin sendikalara üye olması sendikalaşma eğilimde önemli bir artışın göstergesi” olarak değerlendiren Aziz Çelik, e-sendika üyeliği sisteminin bazı önemli sıkıntılar barındırdığını unutmadan, noter koşulunun kaldırılmasının sendikalaşmayı kolaylaştırdığı” ve sendikalı işçi sayısındaki artışın bir diğer önemli nedeninin ise taşeron şirketlerde örgütlenmeyi kolaylaştıran yeni yönetmelik olduğunu belirtiyor.[3] Çelik’e göre vurgulanması gereken bir diğer nokta da sendika üyeliği artarken toplu sözleşme kapsamındaki işçi sayısının çok daha sınırlı kalması: “2014 sonu itibariyle toplu sözleşme kapsamındaki işçi sayısı 1 milyon civarında iken aynı dönemde sendikalı işçi sayısı 1,3 milyona yaklaşıyordu. Bir diğer ifadeyle yaklaşık 300 bin işçi sendika üyesi olmasına rağmen toplu iş sözleşmesi kapsamı dışında kalıyor. Öte yandan bakanlık verileri kayıt dışı işçileri dikkate almadığı için fiili sendikalaşma oranları yüzde 6-7 civarında kabul edilebilir. 13-14 milyon işçinin sadece 1 milyonu toplu sözleşme kapsamında.

Bu dönemde yaşanan önemli bir gelişme de Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), CHP ve Aksiyon-İş'e bağlı Pak Turizm-İş'in başvurusu üzerine, 2013'ten sonra kurulan sendikalara Toplu İş Sözleşmesi (TİS) yapabilmeleri için getirilen yüzde 3 barajını Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmesi oldu. Böylece tüm sendikalar için baraj yüzde 3'ten yüzde 1'e düştü. AYM, sendikada yüzde 3 barajını ortadan kaldıran bu kararı oybirliğiyle aldı.[4] Bu iptal kararı, bu dönemde (2015 Temmuz), Ergün İşeri’nin[5]bir diğer sevindirici sayılabilecek gelişme” olarak nitelendirdiği işkolu barajını aşan sendika sayısının da artmış olmasının arkasında yatan en önemli etken oluyor.  Zira bu dönemde ilk kez işkolu barajını aşan sendikalar (Öz İletişim, Öz Toprak, Enerji-İş, Güvenlik-Sen ve Ö.G.K. Sen) % 3’ün altında bir sendikalaşma oranına sahipler, yani AYM’nin iptal kararı olmasaydı işkolu barajını aşamayacaklardı.

İşkollarındaki Durum

Ocak 2014 ile Temmuz 2015 arasında, sendikalı işçi sayısı yaklaşık üç yüz otuz bin (yüzde 1,76) artıyor. Ocak-Temmuz 2015 aralığında bu artış, yaklaşık yüz otuz bin yeni sendikalı işçi (yüzde 0,56 artış) olarak gerçekleşiyor. İşkollarına bakıldığında, son altı ayda yaklaşık yüzde 7 düzeyindeki büyüme ile “Savunma ve Güvenlik”, yaklaşık yüzde 4 (3,75) düzeyindeki artış ile “Genel İşler” işkolları öne çıkıyor. Yani sendikalı işçi sayısındaki artışın en önemli kaynağı bu işkolları, çünkü yaklaşık 131 bin yeni üyenin 78 bini bu işkollarına ait. Yüzde 1-2 düzeyinde bir artışın yaşandığı beş işkolu dışında kalan on üç işkolundaki artışsa yüzde 1’in altında.

Özetle, 20 işkolundan 6’sında yüzde 1’in üzerinde bir artış gerçekleşirken, 14’ünde bu oran yüzde 1’in altında kalıyor. Bu 14 işkolundan 6’sındaysa durum negatif, yani sendikaya üye işçi sayısı artmadığı gibi azalıyor. Bunlar sırasıyla; “Madencilik ve Taş Ocakları”, “Avcılık, Balıkçılık, Tarım ve Ormancılık”, “Konaklama ve Eğlence İşleri”, “Metal”, “İnşaat”, “Gemi Yapımı ve Deniz Taşımacılığı” işkolları. Sendikalaşmanın en düşük olduğu sektörler bu dönemde de değişmiyor: İnşaat (2,34),  konaklama ve eğlence işleri (3,56), ticaret-büro (6,03), basın-yayın-gazetecilik (6,17), sağlık ve sosyal hizmetler (6,84). Sendikalaşmada başı çeken işkolları: Banka-Finans ve Sigorta (32,85), savunma ve güvenlik (27,97), genel işler (27,39), avcılık, balıkçılık, tarım ve ormancılık (26,04), enerji (25,14), iletişim (23,84). Güvenlik ve genel hizmetler işkolundaki yüksek sendikalaşma eğilimi devam ediyor. Çelik’e göre bu durum, taşeron işçilerinin örgütlenme eğilimini gösteriyor. Yapısal olarak benzer özellikleri (işyerlerinin küçük ve dağınık olması, çalışmanın mevsimlik/geçici olması vb.) nedeniyle turizm ve inşaat sektörleri, yine, sendikalaşmanın en düşük olduğu işkolları olarak karşımıza çıkıyor.

İşçi Sendikaları

Temmuz 2014’ te 140 olan sendika sayısı 2015 Ocak ayında 147’ye, 2015 Temmuz’da 162’ye çıkıyor. Bunlardan 55’i işkolu barajını geçerek toplu sözleşme yapma hakkı kazanıyor. Yeni kurulan sendikaların işkollarına göre dağılımına bakıldığında: Gıda işkolunda 2, Dokuma işkolunda 3, Sağlık ve Sosyal Hizmetler işkolunda 2, Konaklama ve Eğlence işkolunda 3, Savunma ve Güvenlik işkolunda 2 ve Genel İşler işkolunda ise 3 olmak üzere 15 yeni sendika kurulduğu anlaşılıyor. Ocak istatistiğinde Genel Hizmetler işkolunda bulunan bir bağımsız sendika ise bu istatistikte Taşımacılık işkoluna geçmiş görünüyor.[6]

Konfederasyonlar açısından bakıldığında sendikalaşma istatistikleri Türk-İş’in kan kaybına ve Hak-İş’in tırmanışının sürdüğüne işaret ediyor. Yaklaşık 846 bin üyesi olan ve üye sayısını yüzde 2,61 oranında artıran Türk-İş’in Ocak 2015’te yüzde 66 olan sendikalı işçileri temsil oranı (2013’te yüzde 69) yüzde 59’a geriliyor. Hak-İş 2013’te 163 bin olan üye sayısını 218 bin artırarak 2015’te 381 bine, temsil oranını da yüzde 16’dan (2013) yaklaşık yüzde 27 seviyesine çıkarıyor. Hak-İş’in üye sayısı sadece son 6 ayda yüzde 28 oranında -85 bin (özellikle genel hizmetler, finans, büro ve güvenlik)- artıyor, yetkili sendika sayısı 16’ya yükseliyor. Çelik’e göre, Hak-İş iktidara yakın olmanın avantajıyla önemli bir üye artışı sağlamış durumda. 2013’ten bu yana 43 bin yeni üye kazanan, son altı aylık dönemde üye saysını yüzde 16,9 oranında artıran DİSK’in sendikalı işçiler içindeki temsil oranı yüzde 9,46’dan yüzde 10’a, Güvenlik-Sen’in işkolu yetkisi kazanmasıyla yetkili sendika sayısı 5’e yükseliyor. Yeni konfederasyon Aksiyon-İş de üye sayısını % 7,14 oranında artırıyor, ancak bu sendikalı işçiler içindeki payını etkilemiyor. Sendikalaşma istatistiklerinin gösterdiği bir başka gerçek bağımsız sendikalara ilginin zayıf olduğu ve merkezileşme eğiliminin sürdüğü. İşçilerin yüzde 95’i üç işçi konfederasyonunu tercih ederken, 70’e yakın bağımsız sendikanın sadece biri barajı aşabiliyor. Barajı aşan o sendika da bankacılık sektöründeki bir işyeri sendikası. Son istatistiğe göre bağımsız sendikalardaki üye işçi sayısı 26.413. [7]

Yaşanan grev ve istifa dalgası nedeniyle Türk Metal hangi oranda bir üye kaybı yaşıyor? Türk Metal’in Ocak 2015’te üye sayısı 177 bin 125 iken, Temmuz 2015’te bu sayı 166 bin 250’ye geriliyor ve üye kaybı 10 bin 875 olarak istatistiklere yansıyor. Ancak bu sayı metal sektöründe yaşanan direniş dalgası sonucu ortaya çıkan istifa sayısını tam olarak göstermiyor, çünkü Türk Metal’in Mayıs 2015 başı itibariyle üye sayısının ne olduğu bilinmeden direnişin gerçek etkisini ölçmek zor. Mevcut istatistik dikkate alındığında, Türk Metal’den istifa edenlerin Çelik-İş ve Birleşik Metal-İş’e yöneldiği anlaşılıyor. Bu, Çelik-İş’in üye sayısına 3 bin 369, Birleşik Metal-İş’e 5 bin 471 kişilik artış olarak yansıyor. Metal sektöründe istifa sonrası ibrenin Birleşik Metal’i gösterdiği, istifa eden işçilerin bir bölümününse yeni bir sendikaya üye olmadığı görülüyor.[8]

Memur Sendikaları

Kamu görevlilerinin (memurların) sendikalaşma oranı yüzde 71.3’e ulaşıyor, Çelik’in deyişiyle Türkiye sendikacılık tarihinde eşine az rastlanır bir rekor yaşanıyor!”: “Ancak bu rekor artış sadece bir konfederasyona, Memur-Sen’e ait. Memur sendikacılığı değil aslında Memur-Sen mucizesi yaşanıyor.[9] 1 milyon üyeli, uluslar arası toplumda etkili bir Memur-Sen konfederasyonu hedefledikleri söyleyen Genel Başkan Ali Yalçın, “Birinci hedefimiz, 850 binleri bulan üye sayımızı 1 milyonun üzerine çıkarmaktır. İkinci hedefimiz ise, Türkiye’de edindiğimiz tecrübe ve birikimleri, medeniyet coğrafyamızın sivil toplum kuruluşlarıyla paylaşmak istiyoruz. Bu kapsamda, Balkanlar başta olmak üzere medeniyet coğrafyamızın sivil toplum kuruluşlarıyla ittifaklar kurmak, ortak platformlar oluşturmak istiyoruz. Bu yolda ilk adımları attık, karşılıklı ziyaretleşmeler başladı. Üçüncü hedefimiz, Batı dünyasının ve demokrasilerinin kurduğu uluslar arası platformlarla eşit şartlarda diyalog kurmak, insanlığın ortak beklentileri noktasında işbirliği yapmak istiyoruz. Dördüncü olarak da, Türkiye’nin hem demokrasisini hem de ekonomisini büyütmek, ülkemizin büyüyen ve gelişen refahından ve özgürlüklerinden pay almak istiyoruz” şeklinde konuşuyor.[10]

KAMU GÖREVLİLERİ KONFEDERASYONLARININ UNVANI TOPLAM ÜYE SAYISI[11]
                                                                                    
KESK:236.203
TÜRKİYE KAMU-SEN: 445.729
MEMUR-SEN: 836.505
BASK: 4.360
BİRLEŞİK KAMU-İŞ: 57.365
HAK-SEN: 4.187
DESK: 5.982
TÜM MEMUR-SEN: 8.338
CİHAN-SEN: 29.000
EKSEN: 2.173
BAĞIMSIZ SENDİKALAR: 49.186
TOPLAM: 1.679.028

Memur-Sen’in, 2002’de 42 bin olan üye sayısı 2015’te 836 bine, 2002’de yüzde 3 olan temsil oranı 2015’te yüzde 36’ya yükseliyor. Kamu-Sen’in aynı dönemde üye sayısı 329 binden 445 bine yükselirken (yüzde 35 artış) temsil gücü yüzde 24’ten yüzde 19’a geriliyor. KESK ise, yine aynı dönemde, 262 binden 236 bine gerileyerek  25 bin üye kaybediyor, temsil oranı da yüzde 19’dan yüzde 10’a geriliyor. 2014-2015 döneminde de benzer bir eğilim gözleniyor. Son bir yılda sendikalara üye olan 89 bin memurdan 74 bini Memur-Sen’i tercih ediyor. KESK ve Kamu-Sende küçük düşüşler yaşanırken, Birleşik Kamu İş’in üye sayısı 50 binden 57 bine, Cihan-Sen’in üye sayısı 24 binden 29 bine ulaşıyor. 11 hizmet kolunun tümünde Memur-Sen üyesi sendikalar birinci sendika durumuna geliyor. KESK çoğunlukta olduğu kültür-sanat hizmet kolunda da çoğunluğu kaybedince, tüm hizmet kollarında Memur-Sen sendikaları toplu sözleşme masasına oturma hakkı kazanıyor.[12]

İktidar

Çelik, aslında memur sendikacılığında sanal ve hormonlu bir büyüme yaşandığını ifade ediyor: “Memur-Sen AKP ile paralel büyüdü. AKP Memur-Sen’i, Memur-Sen AKP’yi destekledi. Tipik bir sendikal vesayet veya yandaş sendikacılık öyküsü ile yüz yüzeyiz. Memurların sendika aidatlarının devlet tarafından ödenmesi, hükümete yakın sendikaya üyeliğin verdiği “güven” duygusu ve amirlerin Memur-Sen’i işaret etmeleri bu büyümenin temel nedeni. Eğer önümüzdeki dönem bir koalisyon hükümeti kurulursa o zaman bu gerçekler daha net görülecek. İşin asıl önemli yanı, ağustos ayında toplu sözleşme görüşmeleri var. Memur-Sen hem büyük konfederasyon hem de bütün hizmet kollarında yetkili sendikalarıyla masada tek söz sahibi durumunda. Kamu-Sen ve KESK iyice göstermelik durumda kalacak. Son sözü Memur-Sen başkanı söyleyecek. Kamu-Sen ve KESK’in hakem kuruluna başvuru hakkı dahi yok. Memurların yüzde 36’sını temsil eden Memur-Sen bütün memurlar adına karar verecek.

Gerek memur gerekse işçi sendikacılığında Memur-Sen ve Hak-İş’in paralel yükselişinin yeni bir vesayet sendikacılığı olarak okunabileceğini dile getiren Çelik, “1940’larda ve 50’lerde tanık olduğumuz hükümet güdümlü sendikacılığın yeni versiyonu ile yüz yüze” olduğumuzu söylüyor. Her ne kadar Memur-Sen ve Hak-İş’in yükselişinde kurumsal iktidarın etkisi başat faktör olarak ele alınsa ve bu yükseliş paralellik arz etse de, memur ve işçilerin toplumsal/politik konumu, kurumsal iktidarla ilişki düzeyleri ve sendikacılık bakımından gösterdiği farklılıklar da gözden kaçmamalı. Bir kere, Hak-İş’in yükselişi Memur-Sen’inki gibi “mucizevi” olarak nitelendirilebilecek düzeyde değil. Ayrıca Memur-Sen’in yüzde 71’e varan temsil oranı, mevcut kurumsal iktidarın temsil oranını da aşan bir seviyede gerçekleşiyor. Bunda, grev hakkı olmayan ve kurumsal iktidarla toplu pazarlıkta etkinliği sınırlı memur sendikacılığına dair mevzuatın payı da olabilir. Yani, memurlar toplu pazarlıkta mevcut iktidara yakın sendikanın avantajlı olabileceği düşüncesiyle de Memur-Sen’e yöneliyor olabilirler. Eğer böyleyse, kurumsal iktidar değişimlerine oldukça hassas bir memur sendikacılığıyla karşı karşıyayız demektir ve bu mevcut sendika istatistiklerinin dönemsel/konjonktürel geçiciliğine/değişkenliğine/değişebilirliğine işaret eder.

İşçilerin grev hakkına sahip olmaları, memurlara göre kurumsal iktidarla ilişkilenmelerinde önemli bir avantaj olarak ortaya çıkar. Ayrıca, memurlar üzerinde kurumsal iktidarın etki ve yetkisinin düzeyinin de daha fazla olduğu düşünülebilir. Zira memurlar bizatihi kurumsal iktidarın emrinde çalışan, kurumsal iktidarın üzerlerinde tasarruf yetkisine sahip olduğu çalışanlardır. 2015 yılında yaşanan metal işçileri eylemleri bize hem işçilerin kendi haklarını savunmadığını düşündüğü sendikayla ilişkisini nasıl koparabileceğini hem de bu girişimin nasıl iktidar-sermaye-sendika işbirliğiyle engellenmeye çalışıldığını göstermektedir. İşçilerle memurların sendikalaşma saiklerinde/tercihlerinde, yapısal ögelerden kaynaklanan farklılıklar olduğu, işçilerin sendikalaşmalarında memurlara göre geçici/konjonktürel unsurların daha az etkili olabileceği de dikkate alınmalıdır.

İlave edilmesi gereken bir başka husus da, sendikalar açısından asıl önem arz edenin, başat olan “iktidar” faktöründen ziyade, kendilerine dönük eleştiriye ağırlık vermek, hata ve eksiklikleri tespit etmek/gidermek ve mücadeleden vazgeçmemek, olduğudur.       


PDF
https://www.academia.edu/14756445/Temmuz_2015_Rakamlar%C4%B1yla_Sendikala%C5%9Fma_ve_Sendikalar