Pazartesi, Ekim 26, 2015

FEMEN (1): Üstsüz YakalanMAdılar



Ukrayna’da oynanan Fenerbahçe-Shakhtar Donetsk maçında, bir prezervatif markası tarafından, Ukrayna’da yanınızdayız” mesajını içeren bir reklam yayımlanır. FEMEN lideri Inna Shevchenko Twitter üzerinden yaptığı açıklamada bu mesajın seks turizmini öne çıkardığını iddia eder. FEMEN Türkiye ise tepkisini “Ukrayna bir genelev değildir açıklamasıyla gösterir.[1] Bu tepkiyi haklı bulan Yüksel Aytuğ konuyu köşesine taşır: “Shakhtar Donetsk-Fenerbahçe maçındaki prezervatif reklamını görünce yüzüm kızardı. FEMEN'in protestolarına dikkat çekmek için başvurduğu yöntem tartışılabilir. Ama bu konudaki haklılıkları tartışılmaz. Evet, Ukrayna bir genelev değildir. Tıpkı her Nataşa'nın fahişe olmadığı gibi.[2] 

 

Karşı duruşunu ve eylemlerini genel olarak “seks turizmi, diktatörlük ve din”e karşı yönelten FEMEN’in sadece başvurduğu yöntemler değil, başta “din” olmak üzere, faaliyet “alan”ları da tartışma konusu yapılmaktadır. Eylemler, “seks turizmi” söz konusu olunca yukarıdaki örnekteki gibi destek görse de, diğer iki alana yöneldiğinde bu kadar “hoş” karşılanmamakta, hatta tepki toplamaktadır. Bunun için şu gazete manşetlerine bakmak yeterlidir: “FEMEN’ler bu kez camide soyundu” (29 Haziran 2013)[3], “Femen adlı sapkın grup, Namazla dalga geçti”[4], “Femen bu kez Ku’ran yaktı!” (14 Mayıs 2015)[5]



İslamofobi ve Oryantalist Bakış

2008’de Ukrayna’da kurulan ve bugün genel merkezi Paris’te olan FEMEN’e “islamofobi” eleştirisini, daha önce FEMEN tarafından desteklenen Tunuslu aktivist Amina Tyler (Sboui) tarafından da yöneltilir. Müslüman ülkelerde kadına yönelik şiddete ve kadınların baskı altına alınmasına karşı eylem yaptığını öne süren FEMEN, Amina’nın internete genel ahlakı eleştiren bir sloganla beraber çıplak bir fotoğrafını koymasının ardından ölüm tehditleri almasıyla başlayan tartışmada, hızlıca harekete geçip "Üstsüz Cihad Günü" adı altında eylemler gerçekleştirir. Karikatürize edilmiş Arap erkeğini temsilen takma sakallar takan yarı çıplak FEMEN üyeleri Amina'yı desteklerler. Buna tepki gösteren bazı “müslüman kadınlar” da, sosyal medyada karşıt bir kampanya yürütürler ve "Beni özgürleştirecek olan çıplaklık değil ve kurtarılmaya ihtiyacım yok" sloganının yazdığı kartonlarla fotoğraflarını sosyal medyaya yüklerler. [6]

FEMEN'in Tunuslu Amina Tyler'a destek amacıyla 4 Nisan'ı "Uluslararası Üstsüz Cihat Günü" ilan etmesinin ardından FEMEN'e Karşı Müslüman Kadınlar da yazdıkları mektupla kampanyaya neden karşı olduklarını açıkladılar: Bizler onurlu Müslüman kadınlarız ve “kadının özgürleşmesi” adı altında gizlenen sömürgeci, ırkçı saçmalıklarınızdan bıktık!  ÇÜNKÜ kendimizi özgürleştirmek için sizin protesto yöntemlerinize uymak zorunda değiliz. Dinimiz zaten bunu bizim için yapıyor, çok sağolun. ÇÜNKÜ heteronormativiteyle, beyaz egemenliğiyle, emperyalizmle, sınıf sistemiyle ve kapitalizmle mahvolmuş bir dünyada yaşıyoruz; ama FEMEN’in en büyük derdi şahlanmış İslamofobiye daha fazla katkı sunmak. Erkek üstünlüğünü hedef alın, İslam’ı değil. Önceliklerinizi şaşırmışsınız.” [7]

İngiltereli müslüman öğrenciler tarafından kurulan “Müslüman Kadın Gururu” ve “Femen’e Karşı Müslüman Kadınlar Hareketi”, FEMEN’in bu eylemleri ile İslamofobi’yi beslediğini savunmakta ve “FEMEN’in sömürgeci desteğine ihtiyaçlarının” olmadığını söylemektedirler. April Reilly’ye göre sorun “kadına hakettiği değeri veren” İslam’da değil, bunu yaşamayan müslümanlarda, daha doğrusu müslüman erkeklerdedir: “Müslüman erkekler İslam’ı kullanarak üstünlük kurmaya, ataerkil bir toplum yaratmaya çalışıyor. Ama burada eleştirilmesi gereken İslam değil, müslüman erkekler. FEMEN’e ve dünyaya anlatmaya çalıştığımız olay bu. İslam, feminist hareketten, kadına verilen seçme ve seçilme hakkından ve sınıf mücadelelerinden çok daha önceleri kadına değer vererek onun yaşamını değiştirmiştir.  Kadın haklarının teslim edilmesi için sadece İslam’ı yaşamak yeterlidir. İslam kadına en çok değer veren sistemdir. [8]

İşte Amina üzerinden yaşanan bu tartışmada daha sonra, Amina’nın saf değiştirdiği ve FEMEN’i İslamofobik olmakla suçlayarak gruptan ayrıldığı görülür. Adının İslamofobik bir örgütle anılmasını istemediğini söyleyen Amina şöyle devam eder: “Femen üyelerinin Fransa’daki Tunus konsolosluğunun önünde “amina ekber” ve “femen ekber” diye bağırmalarını, Paristeki bir caminin önünde siyah tevhid bayrağını yakmalarını hoş bulmadım. Bu birçok Müslümanı ve yakınımı rencide etti. Herkesin dinine saygı duymak lazım![9]

Böylece tartışma kadın özgürlüğü ve çıplaklığı meselesi olmaktan çıkıp kolonyalizm ve batının doğuya bakışı, oryantalizm eksenine doğru kaymıştır. FEMEN'in "Üstsüz cihad" eyleminde çıplaklık, bir özgürlük sembolü olarak ön plana çıkmakta, "örtünmek zorunda bırakılmış Müslüman kadın" imgesine karşı bir "özgürleşme" sembolü olarak kullanılmaktadır. İşte bu başörtüsü ya da çarşaf giyen kadınların baskı altında, ezilmiş, özgürlüğünden mahrum edilmiş olduklarına yönelik bakış açısı, Berk Efe Altınal’a “Türkiye'de Kemalistlerin başörtüsü mevzusuna bakış açısını” anımsatır. Batılı beyaz insan doğuya bakmakta ve orayı "özgürleştirmeye" karar vermekte, ancak kolonyalist ve oryantalist bakış açısını sorgulamayı fena halde unutmaktadır.[10]

Sara M.Salim, FEMEN’in Arap kadınının kültür ve dinin baskısı altında ezildiğini söyleyen sömürgeci feminist retoriğe başvurduğuna, “ama öte yandan da ağzına kapitalizmi, ırkçılığı ya da küresel emperyalizmi zerre” almadığına dikkat çeker.[11] Cinsiyetçilikle savaşta “kültürel bağlam”ın önemini vurgulayan Susan Carland (2013), İslamofobik taktiklerin amaca hizmet etmediğine işaret eder.[12] Sabha Abour, hijab giydiği için baskı altında olduğunun varsayılmasını eleştirmekte ve kendisi gibi özgür iradesiyle örtünenlerin de hesaba katılmasını istemektedir. Ona göre eğer FEMEN müslüman kadınları kurtarmak istiyorsa asıl İslamofobinin yarattığı baskıdan kurtarmalıdır. [13] Latifa Saber, FEMEN gibi kimi organizasyonların, kadınların “çıplak”lıkla güçleneceklerini düşünmeleri, bunu tercih etmeyen kadınların da güçlü olabileceğini kabul etmemelerinden yakınmaktadır.[14]

İlişkiler/Bağlantılar

FEMEN’den, “çıplak Soros aktivisti Ukraynalı kadınlar” diye söz eder Banu Avar (2012). “8 mart Dünya Kadınlar Günü’nde bu “güzel sarışın kadınlar birden iç çamaşırlarıyla kaldılar ve Ayasofya önünde İngilizce ve Rusça pankartlar açtılar. ‘Barbarlara Ölüm’ ‘Asid saldırılarına son!’ falan filan.. Savrulan göğüsleriyle basının ilgi odağındaydılar… Vücutlar çıplak, yüzler asid yanığı makyajlıydı… ‘Müslüman Türk erkeğinin müslüman Türk kadınına soykırımı durdurulmalı!’ ana fikri işlendi…”  Avar’a göre bu “1983’den beri yürürlükte olan Demokrasi Projesi’nin en önemli ayağı” olan “hedef ülkelerde kadınları kullanma”nın bir örneği. Ancak Avar’ın eleştirisi bununla kalmaz ve her ne kadar Anna Gutsol FEMEN’in feminist bir örgüt olmadığını, yaklaşım ve eylemlerinde erotizmi kullandığını beyan etse de[15], FEMEN üzerinden feminizme yönelir. Çünkü ona göre feminizm “kadını hak mücadelesinde erkekten ayırmak ve sınıfsal kavgayı cins kavgasına çevirmek için kullanılır. Tıpkı Sendikaları öldürüp ya da sarartıp yerine Sivil Toplum Örgütlerinin kullanılması gibi…” Feminizme “sınıf mücadelesini bölme” argümanıyla karşı çıkan Avar, sonra hat değiştirerek “bu ve benzer ‘şiddet içermeyen eylemci’ gruplarının  CANVAS OTPOR ve benzeri yıkıcı örgütlerle birarada hareket ettiği” ve “TOPLUMDAKİ KUTUPLAŞMAYI cinsler arasında da filizlendir”diği iddialarına yaslanır.[16]

FEMEN’le ilgili daha önemli bir eleştiri konusu, “finansman” üzerinedir. Yani parayı nereden buluyorlar meselesi. Tunuslu Amina FEMEN’den ayrılırken sadece “İslamofobi”ye dayanmaz ve parasal kaynak konusunu da gündeme getirir. Şöyle der Amina: “Femen hareketinin para kaynağının nerden geldiğini anlayamamıştım. Inna’ya birçok kez sordum ama net bir cevap alamadım. Paranın nerden geldiğini anlayamadığım bir örgütün bir parçası olmak istemiyorum. Ya para İsrail’den geliyorsa? Bunu bilmek istiyorum”

Bilgiden çok şüphe eden bu beyanı destekleyen bir haberle karşılaşılır sonra. İddiaya göre “protesto için soyunan FEMEN örgütünün bu işi para için yaptığı” ortaya çıkmıştır: “Ukrayna’da yayınlanan 1+1 isimli televizyon kanalında “Groshi” (Para) isimli program yapan Jean Novoselchevo, geçen hafta Paris’te Müslüman kadınların soyunmaları için gösteri yapan örgütün finansal kaynaklarını araştırmaya başladı. Grubun öne çıkan üyelerinden Aleksandra Shevchenko ile röportaj ayarlayan gazeteci, kurduğu gizli kamera sayesinde her bir grup üyesinin aylık 1000 dolar maaşla çalıştığını ortaya çıkardı. Shevchenko,“İşimiz soyunmak ve söylenen yerde bunu yapmak zorundayız” diye konuştu . Fransa’daki eylemin bilet fiyatları, otel ve diğer giderler dahil kişi başı 1300 dolara geldiğini ifade eden FEMEN kızı, “İnternet üzerinden kupa ve tişört satarak FEMEN’i ayakta tutmamız imkansız” itirafında bulundu. Kiev’deki ofisin aylık kirasının 2.500 dolar olduğunu söyleyen Shevchenko, her bir aktivistin de aylık 1000 dolar aylık aldığını dile getirdi. Kendilerini “Sextremist” olarak niteleyen grubun para karşılığında soyunduğunun ortaya çıkması, “FEMEN’i kim finanse ediyor?” sorusunu akla getirdi. Ukrayna medyası, kadın hakları grububun arkasında Kiev Post’un Amerikalı sahibi Jed Sunden, Alman milyoner işadamı Helmut Gayer ve Alman işkadını Betty Shober’in olduğunu öne sürdü.” [17]

FEMEN’e yöneltilen bir eleştiri de “bazı zamanlarda kendisine maddi destek veren şirketlerin reklamına yarayacak eylemler” yaptığına dairdir. “İddialardan öte, FEMEN’in online mağazasında, alıcıların beğendikleri grup üyesinin göğüsleriyle yaptığı “yağlı boya meme baskısı” tuvalleri sattığını görüyoruz. Böyle bir “hediyelik eşya satışının” ise kadınların nesneleştirilmemesi amacıyla ne kadar örtüştüğü ayrı bir konu.[18]



FEMEN Türkiye

FEMEN’in Türkiye şubesi faaliyete geçtiğinde (2013) Cüneyt Özdemir, “dünyada da işleri kolay değilama Türkiye şubesinin işi çok daha zor olacakdiye yazar. ÇünküTürkiye'de her şey şakaya gelir de çıplaklık şaka kaldırmaz.[19] Can Dündar da, “cehenneme hoş geldin! İşiniz zor FEMEN... Kolay gelsin Güntülü... Ama iyi ki geldiniz. İhtiyaç çoktu. Hoş Geldiniz!” diye karşılar onları.[20]
 
Barın Kayaoğlu, FEMEN’in, Türkiye’nin “kamu ahlakı” yasaları yüzünden devlet makamlarıyla sorun yaşayacağını tahmin etmek zor olmasa da, grubun asıl sıkıntıyı kamuoyunun ilgisizliğinden çekebileceği öngörüsünde bulunur: “Ayrıca şu aşamada Türkiye’de kadınların büyük çoğunluğunun FEMEN’den çıplaklık mevzusu yüzünden uzak duracağını söylemek yanlış olmaz. Benzer şekilde, kadın hakları konusunda öğrenecek çok şeyi olan Türk erkeklerinin da grubun protestolarının amacını anlamadan çıplak göstericilerin vücutlarına odaklanma riski çok yüksek.”tir. [21]

Kayaoğlu’nun bir tespiti de, FEMEN’in “Gezi yanlısı video”nun işaret ettiği sıkıntıdır. “Tıpkı FEMEN’in yapmaya çalıştığını anlamayan birçok Türk erkeği gibi, FEMEN de Türkiye’yi anlamıyor. Grubun “Gezi’yle dayanışma” videosunda devamlı olarak Türkiye’deki göstericilere “İslamlaşmaya direnin” mesajı vermesi buna iyi bir örnek.”tir. FEMEN, “Gezi” nin sebebini yanlış biçimde “İslamlaşmaya direniş” olarak okumuştur. Kayaoğlu FEMEN’e başarılı olmaları için yapmaları gerekenleri de önerir: “Bu noktadan hareketle, eğer FEMEN gireceği kavgaları dikkatlice seçer ve Türkiye ortamına daha uygun mücadele metodları benimserse (yani ateist söylemlerini bir süreliğine kenara bırakır, göstericiler de üzerlerine bir şeyler giyerlerse), grubun Türkiye’de kadınlar adına yapacağı zorlu savaşta başarı şansı olabilir.[22]

Uçan Süpürge’den Selen Doğan ve feminist aktivist Nilberk Günay ile yapılan röportajda Femen Türkiye’nin, “bizde demokratik hak arama kültürünün” eksik olması nedeniyle şansının olmadığı, Türkiye bakımından “çok radikal bir şey” olduğu dile getirilir. Nitekim “Daha ilk hafta üyelerden Didem FEMEN’den” ayrılmıştır: “Bazı kadınlar göğüs göstermenin kadının kendini objeleştirmesi ve bu seks metasını yeniden üretmesi olarak algılayabilir. O yüzden FEMEN’in Türkiye’de dikkatli olması, kendilerine zarar getirebilecek aykırı protestolardan kaçınması gerekiyor. Başlarına bir şey gelirse herkesten çok biz üzülürüz.[23]

“Bence FEMEN Türkiye de Türkiye’de yaşayan kadınların gereksinimlerinden yola çıkarak eylemlerini yaparsa bunun getirisinin daha fazla olacağı kanısındayım. FEMEN bu kadınlar için sokağa çıkıp onlara feminizmi, eşitliği, barışı öğretebilir. Bu potansiyele zaten sahipler. Ancak bir anda sokağa çıkıp soyunarak ve diğer kadınların size katılmasını bekleyerek bu kadınları kaybedersiniz. FEMEN’in amacı kadınları kaybetmek değil, kazanmak olmalı. Umarım ileriki günlerde eylemlerini bu doğrultuda şekillendirirler ve Türkiye’deki kadınları da kazanırlar.”[24]

Kadıköy'de, göğsüne çizdiği bayrak resmi ve 'Savaşa Hayır' yazısıyla verdiği poz sosyal medyada hızla yayılan Didem Dinç, Vatan gazetesinden Eyüp Tatlıpınar'a verdiği röportajdan anlaşıldığına göre  “nü model”dir. Bunun yanısıra kendisini “yönetmen yardımcısı” olarak tanımlar ve “aynı zamanda plastik makyaj eğitimi” aldığını belirtir. FEMEN için Kadıköy'de verdiği poz, kamuya açık bir yerde verdiğiniz ilk poz değildir, daha önce de bu tarz çalışmaları olmuştur. Dinç, “Politik görüşünüzü öğrenebilir miyim? Eylemlere katılan, politik biri misinizdir?” sorusuna “Politik bilincim 30 Mayıs sonrasına dayanır.” sözleriyle karşılık verir.[25]

Basına yansıyan haberlere göre ayrılıklar Didem Dinç ile sınırlı kalmaz: “FEMEN’in Türkiye şubesinin “FEMEN Turkey” adıyla açılan Twitter hesabından kutsal kitaplara hakaret içeren bir tweet atılması, üç grup üyelesinin ayrılık kararı almasına neden oldu. FEMEN Turkey”in Twitter hesabından atılan tweetin ardından ilk önce Didem Dinç isimli FEMEN üyesi, dünyaca ünlü kadın aktivist grubundan ayrıldığını açıkladı. Dinç, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Yaşadığım görüş ayrılığı nedeniyle Femen Turkey’e verdiği desteği geri çekerek ayrılıyorum. Din sömürüsüne karşı olmak dine saygısızlık edilebileceği anlamına gelmez. Ayrıca @Femen_Turkey hesabından atılan, dinler ile ilgili hakaret boyutundaki tweet ile hiçbir alakam yoktur” dedi. Dinç’in ardından Bilgehan isimli üye de FEMEN’den ayrıldığını duyurdu. Bilgehan, Twitter’dan paylaştığı mesajda, “Duyuru!! Yaptığımız sadece fotoğraflı destekti lakin @FEMEN_Turkey hesabından dinlere hakaret gelince ayrılma kararı aldık” dedi. Bu haberlerin ardından bir açıklama da Femen Turkey hareketini ilk olarak başlatan Güntülü Sar’dan geldi. Sar, Facebook hesabından yaptığı açıklamada “3 kutsal dine hakaret kabul edilemez. FEMEN grubunun eylemini şiddetle kınıyorum. FEMEN ile hiçbir bağım kalmamıştır” diye yazdı. Bu ayrılık haberlerinin ardından geçtiğimiz hafta açılan FEMEN Turkey grubunun göğsünde Türk bayraklı eylemine destek vermiş olan tek bir isim kaldığı; onun da ABD’de olduğu bildirildi.”[26]

Didem, Bilgehan ve Güntülü…

Dilara Gürcü “Ağustos ayının son haftasında FEMEN & MLF eğitim kampında geçirdiği 3 gün içinde FEMEN’in Türkiye’deki faaliyetlerini sorma fırsatına da sahip olur. FEMEN yetkilileri, Türkiye’de aktivistleri olduğunu ancak bu kişilerin sokak eylemi yapmaya çekindiğini açıklar. Paris’te FEMEN eğitimi alan ve aktivist olarak eylemlere başlayan Güntülü Sar’ın, aldığı tehditler, kişisel bilgilerinin yayılması ve can güvenliği tehlikesi yüzünden ayrıldığını; Didem Dinç’in ise aslında hiçbir zaman FEMEN aktivisti olmadığını, eğitimden geçmediğini, sadece diyalogda oldukları ve FEMEN’e fotoğraf desteği veren bir kadın olduğunu belirtirler. [27]

“Dünya genelinde ‘Femen Oluşumu’ nun kitle içerisinde yaptığı eylemlerin bu coğrafya da uygulanabilirliği olanaksız denilecek derecede güç olacaktır; öncelikle sosyal medya üzerinden muhalif düşüncelerin yansıtılacağı, ‘ODTÜ’ ye ağaç kıyımına karşı verdikleri destekten anlaşılmaktadır. Henüz çok yeni olan bu eylem türünün yakında başarıya ulaşacağını ve meydanlara inebileceğini öngörmek de zor değil; çünkü, yapılamaz denilenler Taksim Gezi Parkı’nda 2013 Haziran başında yapıldı, artık her şey mümkün!” [28]


Yöntem

Bekir Coşkun, “Pervin Ana, ilgi çeksin diye yanında devesi, haksız mücadelesi için” bağırırken “taşlı tarlanın ortasında tek başına” FEMEN’in “bütün televizyon haberlerinde ve gazetelerde birinci sayfalarda” geniş biçimde yer almasını eleştirir yazısında. [29] Oysa “ana akım medya için fotoğrafı üstsüz eylem yapan Ukraynalı kızları gösteren bir haberi atlamak, görmemek, görüp de kullanmamak biraz zor” olarak değerlendirilir. Keza grubun eylemlerinde basın açıklamalarını yapan Aleksandra Şevçenko, bir söyleşisinde şöyle der: "Önceleri normal giysimizle gösteri yaptık, ne basının ne de kamuoyunun ilgisini çekebildik. Biraz soyunduk, herkes bizden bahsediyor." [30]

Haluk Kalafat, Gutsol FEMEN'i feminist bir hareket olarak tanımlamasa da, sloganları, duyarlıkları alt alta konulduğunda feminist hareketlerden çok uzağa koyamaz grubu. Politik duruşları var ama apolitik bir hareket gibi davranmaktadırlar. Eylemler sırasında ve sonrasında teorik tartışmalar girmezler ve çoğu eylemi beraberce eğlenirken spontane biçimde kararlaştırırlar. Asıl tartışma feminist hareket içerisindedir ve temel itiraz bir kadın örgütünün ilk amacının, kadın vücudunun meta haline getirilmesine karşı çıkması gerektiği noktasında düğümlenmektedir. FEMEN ise bu metalaştırmadan prim yapmaktadır.[31]

Cemile Bayraktar’a göre, soyunarak eylem yapmak, pornografik, konunun temasını cinsellikle örten, altında başka sosyo-psikolojik nedenler yatan sorunlu bir tutum ve “karşı olduğu “kadının cinsel obje gibi gören” zihniyetin gözüne ziyafet çeken türden” hatalı bir yöntemdir: “Yarı çıplak eylem yapmak “Ben kadın, cinsel obje, et yığınından başka bir şey değilim” demektir, fikri örtmektir, böyleleri Müslüman kadınlardan önce kendi zihnilerini kurtarsınlar.[32]

Hasan Karagüzel, “açılmağa alabildiğine hoşgörülü, kapanmaya şaşı bakanlar”ın kadın haklarını savunamayacağını iddia eder: “Açık giyinilerek görev yapılan bütün alanlarda kapalı olan kadınlar görev yapamıyor, yasaklarla karşılaşıyorlarsa orada eşitlikten ve kadın haklarından bahsetmek aldatmacadan öte bir şey değildir.[33] Karagüzel’in “açık” olma kriteri nedir bilinmediğinden bu iddia hakkında yorum yapmak zordur. Ancak şurası açıktır ki, FEMEN eylemlerindeki ölçüde “açık” olmak, “kapalı” giyinen kadınlardan olmaktan daha zordur 2015 Türkiye’sinde.

Selen Doğan ve Nilberk Günay’a göre, “içinde yaşadığınız toplumun değerlerinin bilincinde olmanız ve bu anlamda ufak adımlar atmanız beklenir sizden”: “Göğüsler bizim için vücudun bir parçası olabilir ancak toplum için bu nü bir portredir. Ayıptır, seks demektir. Kadın göğsü cinselliktir. Elbette kadınlar sokağa çıkacak, bangır bangır sesini duyuracak. Ancak bunu yaparken de içinde bulunduğu toplumun kültürel gereksinimlerinin ve kurallarının da farkında olacak. Bunu kendini kısıtlamak için değil, aksine kültürün getirdiği birtakım normları feminizmin içine yedirerek yapacak. Her kültürün kendi feminizmi vardır baktığımızda.[34]

Berk Efe Altınal, katıldığım bir kaç gösteride, FEMEN'in eylemlerinden haberdar olduklarını gördüğü kişilere, FEMEN’in neyi protesto ettiğini bilip bilmediklerini sorar ve aldığı cevap genelde boş bakışlar olur: “Bu tarz eylemlerde sorun hep budur. Eylemin biçimi mesajın önüne geçer.[35] Cüneyt Özdemir de “vücudu kullanılarak verilen mesajlar kısmında kafaların karışıyor” olduğunu yazar: “Çıplak mesajlar nasıl derler biraz ‘suya tirit’ ya da ‘genel’ kalıyor. “Tamam Femen eylemcisi olarak ‘senin vücudun senin kararın’ ama bunları kullanarak bize ne diyorsun[36]

FEMEN’e yöneltilen bir eleştiri de “sadece fiziksel çekiciliği olan üyelerinin çıplak gösterilere katılmasına müsaade ettiğine” yöneliktir. [37] FEMEN & MLF eğitim kampında 3 gün geçiren Dilara Gürcü “birçok kişi ve hatta feministler FEMEN’i sürekli eleştiriyorlar; bu nedenle FEMEN ile geçirdiğim zamanı anlatmamın, belki faydası olur diye düşündüm.” diyerek deneyimini aktarırken yukarıdaki birçok farklı eleştiriye grubun verdiği cevapları öğrenme imkanı sağlar,  bize:

Kamptan önce FEMEN’in ne olduğunu elbette biliyordum; ancak duruşları konusunda detaylı bilgiye sahip değildim. Militan oldukları açıktı ve kadınların seks ticaretindeki sömürüsünü durdurmak için kurulmuşlardı. Manifestolarında ise ateizm ve feminizmi savunmak adına sextremizmi (modern feminizmde kadın bedeninin bir araç olarak ataerkil mecralara karşı kullanılması) yani çıplak memelerini silah olarak kullandıklarını belirtiyorlardı. Türkiye’de “ilgi çekmek için memelerini açan kadınlar” olarak adlandırılıyor, Orta Doğu ülkelerinde ise ayrıcalık sahibi olmayan kadınların üzerinde baskı kuran “beyaz-feministler” (ayrıcalıklı feministler) olarak biliniyorlardı.
Pazar günü, sadece FEMEN’in estetik sunumunun anlatıldığı fotoğraf çekimine katılabildim. Bu seansta farklı yaşlarda ve ülkelerden kadınların vücutlarını kendi mesajlarını iletmek için kullanmalarına şahit oldum elbette. Birçok farklı vücut tipinden kadının, ataerkil medyanın bize dikte ettiği “hatalı” vücutlarını gördüm. Peki, medyada gördüğümüz FEMEN aktivistleri neden sadece beyaz ve top model vücuduna sahip kadınlardan oluşuyor? Burada ilginç bir durum var. Bu, ya bizim algımızdan ya da medya rötuşlarından kaynaklı; ancak benim o gün orada gördüğüm tek şey şahane bir şekilde mükemmel olmayan kadın bedenlerinin, gurur, öfke ve istek ile ataerkili yok saymasıydı.

Gelelim eleştirilere. FEMEN’e ülke bayraklarını kullanarak neden milliyetçiliği tekrar yarattıklarını sordum. Bu bayrakları milliyetçiliği yok saymak adına kullandıklarını ve “kutsallarını” kullandıkları için onlara en çok kızanların milliyetçiler olduğunu söylediler. Kendilerini beyaz feministler olarak gördüğümü, bilhassa Orta Doğu’daki kadınları temsil etmediklerini düşündüğümü ve açıklamalarını üstten bakmacı bulduğumu belirttim. Verdikleri cevap çok basitti: FEMEN’in bir ülkede eylem düzenliyor olması onların o ülkedeki kadınları temsil ettiği anlamına gelmiyor. Ayrıca kimse adına konuşmuyor, sadece kendi adlarına konuşuyorlar. Aynı zamanda, eleştiri aldıkları Orta Doğu ülkelerinde çok da fazla destek aldıklarını, ancak destekçilerin korktukları için bunu açıklayamadıklarını belirttiler.

Sanırım bu sorulara aldığım cevaplar benim için önemli bir farkındalık anı oldu. Neden FEMEN’in her feministin sesi olmasını ve feminizm adına her şeyi yapmalarını bekliyorduk? Çünkü medya ilgisini en çok onlar görüyorlardı. Neden bu ilgiyi görüyorlardı? Çünkü memeleri çıplak eylem gerçekleştiriyorlardı. Birçok feminist FEMEN’in bu eylem tarzıyla kadınları cinsel objeleştirerek ataerkiyi tekrardan yarattığını düşünüyor. Burada anlamamız gereken bir nokta var: Bedenlerini cinsel obje olarak mı sunuyorlar, yoksa bedenleri ile ne istiyorlarsa onu mu yapıyorlar? Sadece çıplak eylem yaptıkları için neden onları ahlaksız feministler olarak etiketliyoruz? Bedenleriyle bir politik mesaj vermek de dâhil olmak üzere istediklerini yapabilirler ve biz kalkmış onlara ahlak öğretiyoruz öyle mi? Ataerkinin yarattığı ahlakı yani! Ve bu ahlak kuralları yüzünden şu an Fransa’da “cinsel teşhircilik” ile yargılanıyorlar. Onları radikal ve bölücü olmakla suçluyoruz. Oysa tarihte fark yaratan tüm feministler zamanında aynı sebeplerle suçlanmışlardı!

Her feminist örgüt ataerki ile mücadele eder. Hepsinin kendi ideolojileri ile bu büyük mücadeleye bir katkısı vardır. Bir örgütün destekçisi olmak için o örgüte dâhil olmak zorunda değilsiniz ve lütfen bu kadar korkak olmayın, bir örgütü desteklediğinizi belirtmek sizi onlardan biri yapmaz. Feminizm tüm kadınları birleştiren bir çatıdır. Kendi aramızda bölünmek yerine, birleşmemiz gerekiyor. Bizi bir araya getirecek bir kimlik özdeşleşmesi var ise, bu kadınlığımız olmalı. Hepimiz kadınız ve hepimiz baskılanıyoruz. Kadınlığımız bizim en son ayrışacağımız noktamız. Bunu asla unutmamak gerek.[38]



Üstsüz Yakalanmadılar

İnternette, arama motoruna “üstsüz yakalandı” yazdığınızda, çıkan sonuçlardan kaç tanesi “erkek” ünlü/ünsüz kişilere ait olur? Bırakın üstsüz olmayı, “göğüs dekoltesi”nin peşine düşen kimlerdir? Buradan kadın “göğsünün” cinsellik anlamına geldiğini mi çıkaracağız? Dilara Gürcü’nün düşündüğü gibi asıl mesele “Bedenlerini cinsel obje olarak mı sunuyorlar, yoksa bedenleri ile ne istiyorlarsa onu mu yapıyorlar?” sorusunda mı yatıyor? Yoksa soru mu yanlış? Bedenlerini cinsel obje olarak sunma niyetleri olmadığı gibi, bedenleriyle ne istiyorlarsa onu yapıyor da değiller mi? Bu sorular bu kadar önemli mi?

Din, seks turizmi ve diktatörlük derken, kapitalizmi hedef tahtasına koymadıkları eleştirisini ne yapacağız? Ve çıplaklık medya ilgisini çekmek için bir araçsa, “özgürleşme” söylemini nereye koyacağız?

Bu sorulara cevap vermek için FEMEN üzerine yapılan incelemelere de bakmak gerekiyor.

FEMEN’in Facebook sayfasına bakıldığında, yukarıdaki “çekici” olan/olmayan ayrımına dair bir şeyler bulabiliriz. Sayfaya yüklenen fotoğraflar her iki iddiayı da destekler nitelikte. Yani hem “çekici”, poz vermiş “nü” modellere ait olduğu izlenimi veren fotoğraflar hem de çekiciliği olup olmadığı önemsenmeyen, eylemlere ait fotoğraflar. Birinci türdekiler, netliğiyle oynanmamış profesyonel fotoğraflar iken, ikinci türdekiler genellikle “blur”lanmış amatör fotoğraflar. Buradan hareketle, ikinci türdekilerin, yani eylemden enstantenelerin, netliğiyle oynanmasının bizzat eylemdekilerin isteğiyle olduğu tahmini yapılabilir. Grubun öyle bir hassasiyeti olmadığı, fotoğraflarla ilgili kararları ilgililerine bıraktığı söylenebilir.


Sextremist Oxana Shachko
Paris, France
September, 2015 




FEMEN in the City
witch for patriarchy



Abortion is sacred!
Lima, 11 Juin 2015 



MONTREAL is Not a Brothel!! FUCK #GrandPrixMTL
#FEMEN crashes the Grand Prix of Canada opening ceremony to protest the sex industry and sex tourism in Montreal during the F1 weekend.
Haziran 2015



No racism





17 ekim 2015
FEMEN stormed the erotic fair Venus and were brutally overwhelmed by several men.
By half past three, everything was normal on the erotic fair: A woman stripped on stage, the predominantly male audience took pictures.
None of the men noticing the three young FEMEN who climbed onto the stage side. The trio ran to the stripper past, sprayed white threads into the audience, drowning out the porn music with "Women are not a commodity" chants.
"It was a protest against the porn industry" said 25 years old FEMEN activist Hellen.



Hey friends!

Today I am going to ask you to support FEMEN with a donation at our blog 
femen.org or your order at FEMEN official merchandise store femenshop.com.

We do not get funds from politicians, foundations and oligarchs. We want to keep our movement free, independent and strong, but we need the support of thousands of people like you. With your help we can cover the increasing cost of managing protest performance, run offices and branches in more than 15 countries, cover legal fees and protect our activists.

For donation, please follow to our official web site 
femen.org and click button “Donate” at the top-left corner of the page. For placing your order, follow to our official storefemenshop.com and place your order.

Thank you so much and have a nice day!



mağaza, t-shirt





PDF
https://www.academia.edu/17331293/FEMEN_1_%C3%9Csts%C3%BCz_YakalanMAd%C4%B1lar




[16] Banu Avar, Soros’un Çıplak Aktivistleri, 8 Mart 2012 https://www.facebook.com/BanuAVAR/posts/196214180484165