Cumartesi, Kasım 28, 2015

Ali Deniz Uzatmaz ve ali ve deniz


Öyleyse ben size hep Ali diyeceğim
Hikayenin gerisi zaten çok belli
Dertler zarifse vakit almaz teselli
Hoş geldin esvabımın cevabı, aklımın zamanı
Aşk bazen insandan çok evveli

Öyleyse ben size hep Ali diyeceğim
Aşk bazen çok Ali”
Küçük İskender

Ali Deniz Uzatmaz bundan 19 yıl önce Gaziantep’te doğmuş. Annesi (Nebahat Özer), denizin genişliğini; babası (Ogün Uzatmaz) Deniz Gezmiş’i sevdiği için ismini Deniz koymuşlar. Dedesinin ismini yaşatsın diye, bir de Ali ismini vermişler. Annesi de babası da muhasebeci Deniz’in; o dönem orta halli bir aileler. Deniz’den sekiz yıl sonra gelen, ailenin ikinci erkek çocuğunun adı da Umut.

Deniz’in anne tarafı Sünni, baba tarafı ise üç kuşak önce Kahramanmaraş’tan göçmüş Alevi bir aile. Ama Alevilik, Sünnilik evde hiç mesele olan şeyler değil.

Deniz, annesinin anlatımıyla “eziyetsiz bir çocuk,” uysal, sakin... Ama içine attığı şeyler de var Deniz’in; annesiyle babası arasında yaşananlar onu çok etkiliyor. Deniz, 16 yaşına geldiğinde annesiyle babası ayrılıyor.”[1]

Deniz’in Emek Partisi’yle (EMEP) tanışması, tam bu dönemde oluyor. Baba Ogün Uzatmaz, o günlerde, Deniz’in dindar akrabalarının etkisinde kaldığını söylüyor, “Partiyle tanıştırma amaçlarımdan biri, hayata daha geniş bir perspektiften bakabilme yeteneğini kazandırmaktı” diyor.” [2]

Deniz önce partinin İzmir Dikili’deki gençlik yaz kampına katılıyor. Kampa giderken babasına biraz sitem ediyor ama döndüğünde “Bana yaptığın en güzel kıyaktı” diyor. Sonra da, partiye gelişini hep hayatında bir milat olarak tanımlıyor.

Ali Deniz’i yakından tanıyan Emek Partisi MYK üyesi Mehmet Türkmen: “Ali Deniz 2013’teki Gezi eylemlerinden hemen sonra tanıştı Emek Gençliği’yle. O yıl İzmir Dikili’deki kampa da katıldı. Gerçekten çok hızlı ilerledi, aktifti, çok sosyaldi. Emek Gençliği’nde aktifti. Tanışır tanışmaz görev almaya başladı. Bunun yanı sıra dışarıdaki çevrede de çok sayıda, çeşitli kesimlerden arkadaşları vardı. Futbol çevresinden, taraftar gruplarından, halk oyunlardan arkadaşları vardı. Bazen eleştirdiğimiz bir yönü vardı, çok narindi, çok yufka yürekliydi. Diyelim ki yolda birine çarptı. Defalarca özür dilerdi. Ömrü boyunca kimseyi kırmamıştır diye düşünüyorum. Sesini yükselttiği bile duyulmamıştır. Şöyle bir özelliği vardı: Hiçbir cenazeye gitmezdi. Mezarlıklara gitmezdi. Onun da yakın arkadaşı olan bir genci babasını kaybetmiştik ona bile zorla gitmişti. ‘Dayanamıyorum’ diyordu. Suruç katliamından sonra onu cenazelere götürdük. ‘Bu sana yakışmıyor. Biz orada dik durmak için gidiyoruz’ dedik. İlk kez o gün cenaze törenine katılmıştı. 3 gün öncede biz onun cenazesine gittik. Partimizi hiç bilmeyen, bu çocuk bize bildiri vermişti diyen işçiler geldi cenazesine.[3]

Deniz’in siyasi kimliğini anlatanlar hep onun güçlü dinî inancından da bahsediyor. Deniz, bu yıla kadar her yıl Ramazan’da bir ay boyunca oruç tutmuş. En çok araştırdığı, tartıştığı iki şeyden birisi Cumhuriyet dönemindeki katliamlarsa diğeri din meselesi. Kafasındaki bu tartışmanın nereye vardığı konusunda farklı görüşler var ama Deniz’in dinî konulardaki hassasiyeti konusunda herkes hemfikir. Ezan okunurken müziğin sesini kısan, “Ramazan’da partide niye sigara içiyorsunuz, oruç biri gelirse rahatsız olur” diyen bir genç Deniz.

Herkes onu güleryüzlü, sıcakkanlı, esprili, eğlenceli birisi diye anlatıyor. Duygusal ve kırılgan bir tarafı da var, Arkadaşlarının söylediğine göre.”[4]

Zeynep Yücel: “Deniz iki yıl sınava hazırlanmıştı. yeni kazanmıştı. Mersine gitmişti. Bir kardeşi vardı Umut, çok benzerlerdi birbirlerine. Çok iyi bir insandı herkese yardım etmek isterdi. Her eyleme birlikte katılırdık. sabırlıydı kavga etmemeye çalışırdı. Birini kırdığında çok üzülürdü. İnsanların iyi olmasını isterdi. Eylemler de hep ön safta idi.Sadece partili arkadaşlar değil her kesimden insanlar Deniz`i çok severdi, cenazesi kalabalıktı. Çok arkadaşı vardı.[5]




Ayrılık


Bu arada babasının ayrılmasından sonra, evde annesi ve kardeşiyle kalıyor Deniz. Bu dönemde ciddi maddi sorunlar yaşıyorlar. Deniz evin erkeği pozisyonunu üstleniyor, zilden annesinin ismini sildirip kendi ismini yazdırıyor, faturaları da o ödüyor. Para kazanmak için atıyor sırtına çantasını, anket yapıyor. Para kazandığında akşam mutlu bir şekilde gelip, annesine “Eksik var mı” diye soruyor. Deniz Kar’la parkta su satma işine de girmişler ama maalesef batmışlar.

Arkadaşları günü yaşarken, Deniz yaz kampı için her gün kenara 1 lira koyuyor. Zeynep’in annesi Servet Yücel’in 27 Temmuz’daki doğum günü için ona Mavi Jeans’den 90 liralık tişört beğendiğini duyduğunda ise “Hadi be abla, sen o parayı ver bana” diyor, Zeynep’le birlikte gidip, başka bir mağazadan aynı paraya üç tişört alıyor.

Annesi “Çok zor günler de geçirdik beraber ama her dakikası mutluluktu” diye hatırlıyor o günleri. Deniz her şeyle kolayca mutlu oluyor. Mesela annesi akşamları dışarda yiyelim dediğinde, tost da yiyecek olsalar, Deniz “Ol-ley” diyor. Annesi ve kardeşiyle birlikte en çok yaptığı şeylerden biri komedi filmi izleyip gülmek.

Deniz, bu arada babasıyla İstanbul’a da gidiyor, Taksim’e âşık oluyor. Taksim’in hem atmosferini seviyor, hem de “Onca insan katledilmiş, burası mücadelenin merkezi” diyor.”[6]

Deniz’in son günleri başka bir zor ayrılığı da getiriyor: Evden ayrılık. Deniz, ikinci senesinde üniversite sınavını kazanıyor, ek tercihlerden de olsa Mersin Üniversitesi Elektrik Teknikerliği Programı’na yerleşiyor. Babasına üniversite sınavını kazanabileceğini ispatlamış olduğu için mutlu. Zaten Gaziantep’ten başka bir şehirde okumayı kendi istemiş. Ama, ayrılık vakti gelip çattığında özellikle annesinden kopmak çok zor geliyor Deniz’e.

Deniz evden ayrılmadan önceki iki günü, o öyle istiyor diye, anne ve iki oğul hep birlikte geçiriyorlar. Kurban Bayramı ama kimseye gitmiyorlar, sadece sevdikleri şeyleri yapıyorlar, mesela yastık savaşına girişiyorlar. Son gece saat 3’e kadar konuşuyorlar. Umut, sabah 5’te yolcu ediyor abisini. Deniz, uyandırmaya kıyamadığı için annesini uykusunda öpüp gidiyor. Annesi telefonda sitem edip “Niye uyandırmadın, demek ki iyi öpememişsin, ben hiç hissetmedim” dediğinde, “Antep’e geldiğimde yine öperim” diyor.

Sonraki iki hafta hemen her gün telefonda konuşuyorlar. Bir gece aradığında sesi durgun Deniz’in, “N’apiyim anne, çok özledim seni” diyor ve ağlıyor.

Ankara

Ve insanlar katlediliyor :
ağaçlardan ve danalardan
daha rahat
daha kolay
daha çok.” ,
Nazım Hikmet, 1943

Baba Ogün Uzatmaz, “Oğlumla gurur duyuyorum” diyor. “19 yıla sığdırdığı yaşamı ve mücadelesiyle bugün sadece benim çocuğum olarak değil, milyonlarca kişinin mücadelesinde bir simge olarak anılıyor.” Deniz’e “Koçero” dediğini belirten Uzatmaz, “Ben böyle deyince Deniz, ‘Abartma’ derdi. Ben de ‘Yok, sen benim Koçeromsun’ derdim. Şimdi en kötüsünü söyleyeyim, ben dostumu kaybettim” sözleriyle anlatıyor acısını.

Suruç’taki katliamdan sonra oğlu için endişelendiğini, kaygılarını oğluyla da paylaştığını anlatıyor Ogün Uzatmaz: “Deniz’e yalvardım, seçime kadar uzak durmasını istedim. ‘Gitme, yapma’ dedim. Biraz konuştuk. En son ben -tabi biraz duygusallıkla da- ‘Öleceksin oğlum’ dedim. ‘Burada olmaz, orada olur. Bu süreçte birilerinizi öldürecekler, bunlardan biri de sen olabilirsin’ dedim. Maalesef öngörüm oldu.” [7]

Deniz, partide ilk günlerde tanıştığı adaşı Deniz Kar’ı “Bu benim ikizim, biz aynıyız” diyecek kadar kendinden sayıyor. Zeynep Yücel partiden başka bir yakın arkadaşı. 15 günlük ayrılığın ardından, Ankara’da Zeynep’i gördüğünde ona sıkı sıkı sarılmış, yanında onun için hediye olarak bir bileklik de götürmüş.

Deniz Kar, Ankara'daki barış mitinginde buluşmak için sözleşmiş. Uzatmaz arkadaşından annesine uğrayıp, kabanını almasını ama Ankara'ya gideceklerini söylememesini istemiş. Kar, "Endişelenmesin diye annesine haber vermedi. Diyarbakır'da ve Suruç'ta patlamalar olmuştu" diyor. Arkadaşının annesiyle buluşan Deniz Kar, ona Mersin'e gideceğini söylüyor ve kabanı teslim alıyor. Anne Uzatmaz "Bir dahaki sefere önceden haber verin, yemek yapardım" diye Kar'ı tembihliyor.

Sonrasını şöyle anlatıyor: "Cengiz'i ararken Ali Deniz'i gördüm. Vücudunda bir şey yoktu. Ama yüzü bembeyazdı. İlk başta çıkaramadım. Elleri göbeğinin üzerindeydi. Uzun boyludur ama elleri küçüktür. Ellerinden tanıdım." Kar, Uzatmaz'ın yanına gidemediğini söylüyor. Sonra yine aklına Cengiz düşüyor. Onu buluyor. Cengiz'i taşıyor. Diğer yaralıları taşıyor. "Birinin ayağı paramparçaydı. Taşıdım, başka bir yaralı taşımaya gittim. Döndüğümde ayağı parçalanan adam ölmüştü" diyor.

Uzatmaz'ı uzaktan izliyor. Sağlık görevlilerinin nabız alamayıp onu pas geçişini izliyor. Ama yaklaşamıyor. "Ayaklarım varmadı, gidemedim. Belki sarılır, son kez dokunurdum."

"Keşke Ali Deniz'i de çay içmeye çağırsaydım. Arkadaşlar çağırdığımı söylüyor. Ben hatırlamıyorum."

Deniz Kar çay molası verdiğinde Ali Deniz Uzatmaz arkadaşı Zeynep Yücel ve onun erkek arkadaşıyla birlikte kortejde kalmış. Zeynep Yücel, patlamadan yaklaşık 10 dakika önce Uzatmaz'ın gözlerinin dolduğunu görüyor. Ona sebebini soracakken slogan atılmaya başlanıyor ve soramıyor.

Zeynep Yücel'e, Uzatmaz'ın gözlerinin neden dolmuş olabileceğiyle igili, "Hepimizin içinde bir şeylerin yanlış olduğu hissi vardı. Bence sebebi buydu. Normalde polis bizi rahat bırakmazdı. Ama mitingde polis çok uzaktaydı, arama yapmadı. Bir şeyler ters gidiyordu" diyor.” [8]



Fotoğraf


Şimdi milyonlarca insanın bildiği, bir eylem sırasında Ali İsmail Korkmaz’ın resminin önünde durduğu fotoğrafının dokunaklı bir hikâyesi var. İnanç Yıldız’ın çektiği bu fotoğrafını çok beğeniyormuş Deniz. Partiden Fatma Keskintimur’a, “Abla, parti afişlerinde bu sene bu fotoğrafımı kullanırız değil mi” diye sormuş. Fatma Abla'sının cevabı ise “Hadi ordan, senin afiş olmana çok var” olmuş.”[9]

Ali İsmail’in ağabeyi Avukat Gürkan Korkmaz, katliamın en yakıcı karelerinden bir tanesi olan bu iki fotoğrafı gördüğünde hissettiklerini şöyle anlatıyor:
Ne çabuk kabulleniyoruz ölümleri, isimleri bile anamıyoruz artık, sanki insan değil rakam gömüyoruz. Bir genç, sol yumruğu havada elinde Ali İsmail’in pankartıyla Onun katledilişini protesto ediyor, adalet arıyor kazanma inancıyla. Adı Ali Deniz’miş. Ben, Ali Deniz’i yumruğuyla tanıdım ve kardeşimin pankartını taşımasıyla. O fotoğrafı görünce başımdan kaynar sular döküldü, neden onun yanında değildim, neden kolundan çekip o ateşin içinden çıkarmadım, çıkaramadım. Sarıp sarmalayıp koruyamadım onu şarapnel parçalarından. bu kadar kolay mıydı bir Ali’yi daha yitirmek, bir Deniz’i daha toprağa vermek. Gözüm Ali Deniz’in yumruğuna kilitlenmiş, kalbim deli gibi atarken haberlerde 20 ölüm olduğu anons ediliyordu, sonra 68, sonra 97 ve kimi kaynaklara göre 128 ölüm var diyordu.”[10]

Ölüm

Deniz ölümden korkuyor. Yakın bir arkadaşının babası, cinayet sonucu öldürüldüğünde, Deniz hiç yapmadığı bir şey yapıp, gece annesinin yanında yatıyor. Partiden Mehmet Türkmen “Öyle yufka yürekliydi ki, mezarlıklara, cenazelere götüremezdik” diye anlatıyor. Suruç katliamının ardından cenazeler Gaziantep’e geldiğinde de gitmek istememiş Deniz. “Dayanamıyorum abi” demiş. “Yarın bir gün aramızdan biri düşse, gitmeyecek misin” diye sorulduğunda ise “Umarım öyle bir şey olmaz” demiş.”[11]

Ali Deniz’in cenazesi babasının memleketi olan Maraş’ın Pazarcık ilçesinde Narlı-Osmandede köyünde defnedildi.[12]

on dokuzumdan beri bir düş görürüm
yağmur çamur yaz kış
uykuda uyanık
takılmış düşümün peşine yürürüm.
Nazım Hikmet, 1962


Ve Deniz Gezmiş’in cep defterinin kapak arkasına kendi el yazısıyla karaladığı, kimi satırlarını çizdiği bir şiir:
“Yenilmişsem
Elim kolum bağlı
Boynumda yağlı ip
Gelip dayanmışsam
darağacına
Dudaklarımda yarın
Gözlerim yarınlarda
Unutmak mı gerek seni?
Kapılar kapalı
Tutulmuşsa gece
kapkara yollar
Sıcacık bir sevgi
sunmayacak mıyım
insanlara?
Bakmayacak mıyım yarınlara
Seslenmeyecek miyim
insanlara?”[13]


[2] age.
[4] Tekerek, age.
[6] Tekerek, age.
[9] Tekerek, age.
[11] Tekerek, age.