Cuma, Aralık 18, 2015

Bir Panelden Notlar: Ölüme Düşen, Hayat(t)a Kalan




Birçok panelde olduğu gibi salon hıncahınç dolu değildi. Kamuya açık olan panellere katılımın genelde düşük olduğu belki konuşmacılar tarafından da biliniyordu ama bu durum yine de moral bozukluğuna sebep olabiliyordu. Bu ilgi eksikliğinden kaynaklanan hoşnutsuzluğu, söz sırası kendisine geldiğinde, Ankara katliamında ölen Av.Uygar Coşgun’un eşi  Av.Mehtap Sakinci Coşgun da dile getirdi.

İlk olarak Reyhanlı katliamı tanıkları ve patlamada ölenlerin yakınlarıyla yapılan röportajları içeren bir video izlendi. Tanıklar/yakınlar, videoda, faillerin ceza almaları acılarını hafifletmeyecek olsa da, adaletin yerine gelmesini, olayı gerçekleştiren ve onların arkasındaki gerçek faillerin bulunmasını ve cezalandırılmasını istiyorlardı. Medya ve kamuoyu ilgisizliğinden yakınan görüşmeciler, medyanın olayın peşine düşmesini, Reyhanlı halkının duyarlı olmasını talep ediyorlar, bazı kişilerin yalan yanlış “aldıkları tazminat paralarını” konuşmalarından şikayet ediyorlardı.

Bir görüşmeci: Avrupa’nın en büyük terör olayı ama kimse bizi sahiplenmedi. Ölen canların hiçbir değeri yokmuş. Gezi’de, Roboski’de, Özgecan cinayetinde Türkiye ayağa kalktı. Reyhanlı’da gür bir ses çıkmadı. Teröristlerin arkasındaki bağlantılar ortaya çıksın. İdama karşıyım ama bu canilerin idam edilmesini isterim. Bize sahip çıkın. Hatay’ın 10 milletvekili var, kimse bize sahip çıkmadı. Unutulduk, bir kenara itildik. Biz bunu hak etmedik.

Reyhanlı, Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlarının avukatları, hukuki süreç hakkında bilgi verdiler. Bu dört olaydan -Reyhanlı hariç- üçü henüz soruşturma aşamasındaydı. Avukatlar, ortak olarak, soruşturmaları yürütülen veya davası yürüyen olaylarda, kısıtlılık ve yayın yasağı kararı alınmasını, savcıların bilgi gizlemeye ve avukatlara yönelik tutum ve davranışlarını eleştirdiler. Öyle ki, avukatlar da birçok bilgiyi basından öğrenebiliyordu. Avukatların ortak kanaati, bu olaylarda, ihmal veya kasıt suretiyle (örgütlemek veya göz yummak) devletin rolü olduğu hususunun araştırılması ve dosyaların Mit tırları gibi diğer dava dosyalarıyla ilişkilendirilmesi gerektiğiydi. Bir avukat genel olarak “devlet” yerine, devlet içindeki çete ihtimaline dikkat çekti.

IŞİD ,Türkiye’deki katliamları sahiplenmedi, selamlama açıklaması yaptı. IŞİD de olabilir, El Nusra veya Ahrar-uş Şam da. Bunlar da araştırılmalı. Birçok şeyi biz de basından takip ediyoruz.  Devlet yapmıştır demiyoruz ama, devlet içinde örgütlü bir çete ihtimalinin araştırılmasını savcılardan istedik.

Panelde hukukçuların yanı sıra tanıklıklar da dinlendi. Suruç’taki katliamda hayatını kaybeden Bahar Nazegül Boyraz’ın kızı Yasemin Boyraz, Suruç Aile İnisiyatifi adlı oluşumu kurduklarını, aileleler olarak birbirleriyle dayanışma içinde olduklarını, her ayın yirmisinde 33 dakikalık oturma eylemi yaptıklarını belirtti.

Boyraz: Annemin ölümüne ne sebep oldu hala bilmiyorum. Çünkü ortada otopsi raporu yok. Uzvu mu koptu da öldü, yoksa başka bir şey mi? Annem, torununun oyuncaklarını alarak oraya gitti. TV’de, “orada ne işi vardı?” dediler. TBMM’de katıldığımız grup toplantılarında (HDP ve CHP) daha önce reddedilen Araştırma Komisyonu kurulması konusunu gündeme getirdik. Artık Reyhanlı aileleri olarak birbirimizin annesi, babası, kardeşiyiz. Birbirimizden güç alıyoruz. Birçok annem, babam, kardeşim var şimdi.

Bir avukat: Ailelere, esas görgü tanıklarına savcılık hala başvurmadı. Otopsi raporları toparlanmadı, tarafımıza verilmedi. Suruç araştırılsa belki Ankara katliamı olmazdı. Tıpkı Reyhanlı araştırılsa Diyarbakır, Diyarbakır araştırılsa Suruç olmayabileceği gibi.

Kendisi de avukat olan Uygar Çoşgun’un eşi Mehtap Sakinci Coşgun, sözlerine “Lütfen kimse ayrılmasın!” dileğiyle başladı:

Salonun hıncahınç dolu olmasını beklerken, yarısı belki bizlerin yakını olarak gelenlerden oluşuyor. Eşimle bu salonda tanıştım, bir sürü anımız var bu salonda. Bir süre sonra,  bizi kimse dinlemek istemez oldu. Artık kimse bizi dinlemek istemiyor, dinleyince taraf olacaklarını düşünüyor ve taraf olmak istemiyor.

BTS avukatıydı eşim. Sendikanın beyin takımı patlamada kaybedildi (14 kişi). Eşimin ölümü, bazı çevreler-gruplar dışında vehamet olarak karşılanmadı. Eşimin cenazesine 11 saatte ulaşabildik. O da, araya Baro’nun , meslektaşlarının girmesi sayesinde. Kimileri hastanelerde ararken cenazelerini, çok sonra Karşıyaka morgunda buldular. Kimse bir şey söylemiyordu. Gördüm ki, devletin bir acil eylem planı yokmuş, böyle günlere hazırlıklı değilmiş.

Cenazemizi defnederken de, eşimin eşyalarını almak için dilekçe verdiğimde de bir sürü güçlükle karşılaştık. Savcı beni kapıda beklettiğinde, ben onun kapısında ağlarken, görevli polis bana “git biraz ileride ağla, hasta mısın, grip misin?” dedi.  Evet 10 Ekim’den beri hastayız biz. Ben 10 Ekim’den beri uyuyamıyorum. Zaman hiçbir şeyin ilacı değil, benim 2,5 yaşındaki çocuğuma babasını geri vermeyecek zaman. Umutla başlayamıyorum sabaha.

Dosyaya niye bakamıyoruz? Paranoya yaşıyorum. Güçsüzsek hepimiz güçsüzüz. Yine de yapabileceğimiz ne var diye düşünmeye devam edeceğiz. Hak verilmiyor, mücadele edilerek alınıyor.

Avukatlar, görünen umutsuz tablonun kendilerine engel olmayacağını, hukuki sürecin başarıya ulaşması için ellerinden geleni yapacaklarını, kimseden bir şey beklemeden-kendi güçlerine güvenerek ve asıl özne olan ailelerle birlikte yürütülen mücadele sonunda gerçek faillerin ortaya çıkarılacağını ifade ettiler.


Özetle aileler, yakınlar, yaralı olarak kurtulanlar, yani “hayatta kalanlar”; devletten ve devlet görevlilerinden, eşit yurttaşlık temelinde hakları olan ilgi ve desteği görmeyi, bunun sağlanması için medyanın/kamuoyunun dayanışma içinde olmasını bekliyorlar. Devlet ve görevlilerinin, liberal perspektifle sınırlı kalınsa dahi, yurttaşa karşı sorumlulukları/yükümlülükleri ve yurttaşların hakları vardır. Devlet ve görevlileri; ölümlere neden olabilecek olayları önleme, vuku bulan olayları tüm yönleriyle açığa çıkarma, geride kalanların maddi kayıplarını giderme, onlara destek olmak zorundadır. Bu zorunluluk devlete atfedilen varlık nedenlerinden/koşullarından doğar. Vuku bulan ölümcül olaylardan sonra hayatta kalanlar kendi başlarına bırakılamaz, cenazenin bulunmasının bir sorun haline gelmesi, aylar geçmesine rağmen otopsi raporuna ulaşılamaması kabul edilemez. Olay vukuundan sonra geride kalanlar bir ayrıntı değil, kurumsal ilgi ve desteğin –talep edilmeye gerek bırakılmaksızın- odak noktasında yer alırlar. Devlet ve görevlileri, hayatta kalanların bilgi, psikolojik-maddi destek ihtiyacını karşılamak, onlarla sürekli ilişki içinde olmakla yükümlüdür. Haklardan vazgeçmek değil, devlet ve görevlilerine yükümlülükleri sürekli hatırlatılmak, sorumlulukları bıkmadan-yorulmadan kamuoyunca talep edilmek-takip edilmek zorundadır.