Cumartesi, Şubat 13, 2016

ŞİMDİ’NİN GEÇMİŞİNDEN BİR NOT: KARŞI-LAŞMAKTAN BAŞKA YAPACAK BİR ŞEYİ OLMAYANLAR


Marshall Berman Nevski Bulvarı’ndan söz ederken, karşı-laşmalar ve açık uçlu diyaloglar vaat eden bir manyetik alanı imler. Modernite ateşiyle yanıp tutuşan Petersburg’un bu en önemli caddesi (Berman burada 19 yüzyıl St. Petersburg'undan bahseder), devletin topyekün hakimiyeti altında olmayan tek kamusal alan olması ile de öne çıkmıştır. Berman’ın aktardığı gibi devlet onu gözetim altında tutabiliyor, ama orada gerçekleşen etki ve etkileşimleri yaratamıyordu. Böylece Nevski toplumsal ve psişik güçlerin kendiliklerinden kaynaşabildiği bir tür özgür alan olmuştu (1994, s.261). Nevski pratikte kamusal yaşamın tüm parçalarına tanıklık etmeye “gebeydi”. Gebeydi çünkü bu, paradoksal şekilde onun Petersburg’lular arasında açık, yatay bir iletişimi güvence altına aldığı anlamına gelmiyordu. Dönemin feodal kast sistemi toplumsal tabanlar arasında etkileşim yaratmak bir yana, insanlar arası bedeni teması dahi yasaklıyordu. Bu durum iktidarın mikro-fiziği olarak yeniden üretiliyor, Petersburg’lu alt sınıf üyelerinin üst sınıftan gelenlerle karşılaşmaları otoritenin içselleştirilmesi yoluyla olgunlaşmazdan evvel sönümleniyordu. Memurlar yüce otoritenin göreli üstün ilan ettiği subaylardan kaçınma güdüsü taşıyordu. Otorite, adeta küçük memurun iç yaşamına yer ederek kılcallarını teslim almıştı  (age, s. 284). Dostoyevski’nin Öteki adlı romanında vücuda gelen Bay Golyadkin ve amiri Andrey Filipoviç arasında Nevksi caddesi üzerinde yaşanan “kasıtsız” rastlaşma ve sonrasında gelişen mono(diya)log alt sınıfa egemen olan inhibisyonu çarpıcı şekilde resmetmektedir:
“Selam versem mi vermesem mi? Onu tanıdığımı belli mi etsem? Bunun ben olduğumu kabullensem mi? Yoksa bana çok benzeyen başka biriymiş gibi yapıp hiç ilgilenmesem mi?” Golyadkin tarifsiz bir kaygıyla sorup duruyordu kendi kendine. “Evet, tamam; ben değilim, hepsi bu kadar”. Böyle düşünerek gözlerini Andrey Filipoviç’e çevirdi ve şapkasını çıkardı. “Ben, ben, ben... hayır, yok bir şey efendim,” zorlukla geveledi ağzında. “Aslında ben değilim bu. ... Evet, hepsi bu kadar.” (age, s.283).
Rastlaşmanın bu denli “yok” ve yadsımalı düzeyde gerçekleştiği Nevski,- feodal ilişkileri alaşağı edecek- zaman içerisinde devrimci durumu erginleştirecek ilk karşılaşmaları kendi bünyesinden def etmiştir. Nevski, farklı temas ve deneyimleri çeken manyetikliğini kendi kendisine olumsuzlamış, böylelikle, kamusal yaşamın tüm parçalarına tanıklık etmeye “gebe” olduğunu tanıtlamıştır. Nevski alt sınıfı kendi öz bilincini ötekide fark ederek tanımlamaktan alıkoymuş, Golyadkin’i kendisini keşfedeceği ve tanıtacağı/tanıyacağı Ötekiden uzaklaştırmıştır. Nevski, Golyadkin’in kendiliğini gerçekleştireceği bir karşılaşma halini daha en başından yok etmiştir. Bunun sonucunda, Golyadkin’in kendisinin tarihin yapıcı öznesi olduğu fikriyle tanışması ertelenmiş, kendi öz tarihi ve geleceğine dair iç görüye erişmesi ile kondanse olan “geleceğin aşağıdan yapılandırılması” ülküsü geçici olarak askıya alınmıştır. Ne ki bir yanıyla katı olan her şey buharlaşırken, kutsal olan her şey dünyevileşmiş, ve insanlar nihayet kendi gerçek yaşam koşulları ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanmıştır (Marx, 2013, s.25). Golyadkin’in kendiliğini ve öz bilincini tanımaktan alıkoyan yüce otorite; insanlığa insanlık onuru, haysiyeti, karşılıklı tanınma, onanma ve eşitlik benzeri değerler önermek yerine; onları sefil, onursuz ve asimetrik ilişkilerle sarılı bir gündelik yaşam projesi altında boyun eğdirmeye zorlamıştır. Bu durum, bir tür acı hayat deneyimi olarak billurlaşan iktidar ve onun gerici, anti özgürlükçü hamle ve maksatlarını algı duvarına boca etmiştir. 19. yüzyıl Rus toplumsal hareketler tarihine kalem tutturan ve Aralıkçılarla başlayan kalkışmalarının da ortaya koyduğu gibi; modern (kurumsal) iktidar “tüm hünerleriyle” katı olan her şeyi buharlaştırarak, adeta kendi antitezini üretmiştir. Onun baskılayıcı ve kıyımcı karakteri, “su sızdırmayan” hakimiyetini alttan alta oyacak türden bir sembolik zeminin oluşmasına yol açarak, devrimci hareketlenmeyi mayalandırmıştır.       
Kaynakça:
Berman, M. (1994). “Katı Olan Herşey Buharlaşıyor”, İstanbul: İletişim

Marx, K. (2013). “Komünist Manifesto”, İstanbul: Yordam