Cuma, Nisan 28, 2017

Burcu Okumuş Cinayeti: Bu Renksiz Balon da Sönüverir Bir Gün

  


Bu yazıda, bir kadın cinayetinin (Burcu Okumuş cinayeti) taraflarına dair hikayeler ve/veya “olay”ın ayrıntılarıyla değil; cinayetten sonra basın açıklamasında bulunan Dayanışma Grubu’nun dikkat çektiği “kadına yönelik saldırıların medya dili ile meşrulaştırılması” meselesiyle ilgileniyoruz:

“Yaşanan taciz, tecavüz ve kadın cinayetlerinin tümü politik olup, önüne geçilmesi, sona erdirilmesi yetkililerin görevidir. İktidarlar tarafından ellerinde bulunan çeşitli araçlarla sınırları çizilen cinsiyet rollerinin, toplum içinde devlet eliyle inşası cinayetleri engellemek yerine önünü açmaktadır. Kadın cinayetleri karşısında iktidarın dilini kullanarak, söylem kuran birçok basın kuruluşunun da sorumluluğunun farkına vararak neye taraf olduklarını doğru kurgulamaları gerekmektedir. Kadın cinayetlerini, aile kurumu üzerinden tanımlayarak meşrulaştırmak, kavga eden çiftler için olması muhtemel ya da beklenen bir sonuç gibi göstermek yaşanılan şiddetin normalleştirilmesi sonucunu doğurmaktadır”[1]

Burcu Okumuş cinayetinin medyada; katil  için “öfkeli koca”, cinayet nedeni olarak “kıskançlık krizi”, maktul için “talihsiz kadın” ifadeleriyle haberleştirilmesi, basın açıklamasındaki eleştirinin/uyarının ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Bu genel eğilimden ayrılan Nadire BAHADİ’nin haberiyse, “Cinayete kıskançlık kılıfı” başlığıyla ve Okumuş’un “polise verdiği ifadede işlediği hunharca cinayetle ilgili basit bir gerekçenin arkasına saklanmaya çalıştı” ifadesiyle, “medya dili”ne yönelik bir dikkati yansıtıyor.[2]


“Gazimağusa’da karı-koca kavgası cinayetle bitti.”[3]
“Mağusa’da geçtiğimiz Salı günü aralarında yaşanan kıskançlık kavgası sonucunda herkesin gözü önünde sokak ortasında eşi Burcu Okumuş’u bıçaklayarak öldüren …”[4]
“Özgür Okumuş, günlerdir kıskandığı ve kendisini aldattığı şüphesinde olduğu eşi ile tartışmaya başladı. (…) ancak kıskançlık krizine giren ve bir anda gözü dönen Özgür Okumuş, eşinin arkasından hızla dışarı çıktı ve elindeki bıçağı talihsiz kadına tam 6 defa sapladıktan sonra (…)”[5]
“Kıskançlığından dolayı karısının kendini aldattığını düşünen (…) 25 yaşındaki Burcu Okumuş, sokak ortasında birçok kişinin gözleri önünde, kıskançlık cinayetine kurban gitti. (…) Öfkeli koca Özgür Okumuş da ağır yaralandı.”[6]

 

Katilin ve maktulün hikayelerine odaklanan haberciler tarafından, genellikle yapıldığı gibi, “sosyal medya” paylaşımlarına bakılıyor ve söz konusu cinayetin katiline ait bir paylaşımdan (şiir) hareketle “Ayten” ile “Burcu”nun sonu özdeşleştiriliyor. Medyanın “dikkatini çeken” ayrıntılar, okuyucunun dikkatini katilin saikine yöneltiyor ve bu cinayetin hikayesinde baş aktör rolü uygun görülen “kıskançlık” motifinin/gerekçesinin altı dolduruluyor.

“Ayten’in Sonu Gibi Oldu Burcu’nun Sonu: Özgür Okumuş, cinayetten bir saat önce, “noktayı koyman gereken yeri bilmekti oysa adamlık nokta…”iletisini paylaşırken, cinayetten yarım saat önce de “Sevda” isimli şarkıyı paylaştığı dikkati çekti. Ancak cinayeti planladığını gösteren en çarpıcı paylaşımı ise olaydan 14 saat önce Ümit Yaşar Oğuzcan’a ait “Ayten’in Sonu” isimli şiiri oldu. Özgür Okumuş’a karşın Burcu Okumuş’un ise önceki gün eşi ile olan fotoğraflarını Facebook’tan “Aşk” iletisi ile paylaştığı dikkati çekti.”[7]
Paylaştığı şiir sanki cinayeti anlatıyordu…: Ülke genelinde infial yaratan cinayetten bir gün önce ise Okumuş’un paylaştığı Ümit Yaşar Oğuzcan’ın ‘Ayten’in Sonu isimli şiir ise kan donduran olayın habercisi gibiydi.”[8]
“(…) paylaştıktan sonra şiirde anlatıldığı gibi kafede buluştuğu eşi Burcu Okumuş'u 6 bıçak darbesiyle öldürdü. (…) Özgür Okumuş'un, cinayetten önce Burcu Okumuş ile buluşmaya giderken Ereğli'de oturan bir arkadaşıyla yazışmaları da ortaya çıktı. Özgür Okumuş'un arkadaşına, eşinin başka bir erkekle çektirdiği samimi fotoğraflarını atıp, "Söyle bana, ben ne yapayım? Ben ona hayatımı verdim. Onun için oğlumu bile yalnız bıraktım. Karşılığı buysa benim  karşılığım da bu usta. Lütfen senden tek isteğim sus, arama ne beni, ne de kimseyi. Bir şey yapmayacağım. Çünkü kıyamam. Sadece ne eksikti, neyi veremedim onu soracağım" yazdığı, arkadaşının da yanlış bir şey yapmaması yönünde cevap yazdığı görüldü.”[9]

Ayten

İddiaya göre Ayten gerçek bir kişidir; Ümit Yaşar Oğuzcan’ın bir bankada çalışırken karşılaştığı ve tutulduğu stajyer bir genç kadındır.[10] Şair, “Milyon Kere Ayten” şiirinde “aklından çıkaramadığı” ve neredeyse yaşamın bütün güzelliklerini somutlaştırdığı (Doğan, 2003)” platonik aşkı Ayten’i; “Ayten’in Sonu” şiirinde “Markiz pastanesinde” öldürür. Güzelliğinden övgüyle söz edilen Ayten, “renkli bir balon gibi” sönüverir ve o “güzellik”le eşitlenen Ayten’den geriye, bir “kan lekesi”nden başka eser kalmaz. “Şiir”deki “cinayet” için (herhangi bir şiir ismi verilmeden) “Şair bazen de ölülerle konuşur, çok sevdiği kadını öldürüp onu(n) macerasını ölümsüzleştirmek ister (Doğan, 2003)” değerlendirmesi yapılabilmektedir.

Burcu

Katilin paylaştığı Yasmin Levy’nin “Sevda” isimli şarkısında “aldatmakla” suçlanan “güzel” bir kadına işaret edilirken; “mecnun”a verilen “unut onu …/değmez ağlamaya” öğüdü,  “gurur” ile şişirilen “erkek” toplumsal cinsiyet rolünün “içindeki fırtınayı” dindirmeye yetmez. “Eşi/kızı/kardeşi”nin “sahibi” olarak “yetiştirilen” erkek, kadınlığa yakıştırılan “ağlama”yı yeğlememekte, “ağlatmakta”, “vurmakta, öldürmektedir”. Burcu’nun da, kadın cinayetlerine tepkisini sosyal medyadan paylaştığı, ölümünün ardından “medya” tarafından “görülür” ve haberde, maktulün o gün paylaştığı sözlerini şimdi katili olan eşinin “beğendiği” belirtilir:

Kadın Cinayetlerine Tepki Göstermiş: Burcu Okumuş'un 20 Ocak 2014'te Facebook hesabında, 'Bir kadını sokak ortasında dövebilir, hatta öldürebilirsin. Ama öpersen toplum buna tepki gösterir. Çünkü değerleri olan bir toplumuz' yazarak ve 14 Şubat 2015 tarihinde de 'Onlar ki ufak bedenlerine sizi 9 ay sığdırdı da siz onları şu dünyaya 9 ay sığdıramadınız. Kadına ten ve beden olarak değil de yanına anne ve eş nazarında bakabilseydik eğer, bugün bu dünyadan utanmazdık. İnsanın önce kanı, sonra gözü doluyor. Bir kadın daha erkeğin cehenneminde yandı. Sevgililer Günü'nde milyonlarca kadını 'tecavüze hayır' diyerek sokağa dökecek ülkede erkek olmak utanç verici' yazarak kadın cinayetlerine tepki gösterdiği görüldü. Özgür Okumuş'un, eşinin bu paylaşımlarını beğendiği görüldü.”[11]
    
Kadına, “ten ve beden olarak değil de yanına anne ve eş nazarında” bakmak belki de meselenin özünü teşkil etmektedir; diğer bir ifadeyle “mesele”, kadını erkek ile eşit bir “kişi/birey” olmaktan ziyade, “tenselliğe” ilişkin olanların yanı sıra “anne ve eş” toplumsal rolleriyle kayıtlayan “cinsiyetçi” toplumsal formasyondan kaynaklanmaktadır. Zira kadınları, kadının erkeğe “eş” tutulmadığı bir “düzen”de, en fazla mevcut veya eski eşler, hatta eş adayları öldürmektedir.

“Son”lar

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün yürüttüğü ‘Yazarlar Okullarda Projesi’ kapsamında bazı okullarda öğrencilere satılan ‘Hariçten Sözler’ isimli kitapta aşağıdaki ifadelerin olduğu, bir haber vesilesiyle öğrenilir:

Kadınlar ait olmayı, erkekler ise sahip olmayı yeğlerler.
Şairlik erkek mesleğidir. Zaman zaman kadınlar heveslenseler de şiir can çekişir ellerinde ve ancak çocuk denen şiir can bulur onların sinelerinde.
Erkekler doğayı, kadınlarsa yuvayı severler.
Bir aşkı, küçük bir ihtimal de olsa mutlulukla ya da cinayetle nihayetlendirebilirsiniz. Ve bu cinayette öldürme biçimi, kesinlikle ama kesinlikle bir ihanet konusuyla alakalıdır.
Genç kızlar için, çılgınlık sefalet, özgürlük ise felaket getirir.
Evet bilgisayar çağını yaşıyoruz. Piyasada her türlü bilgisayar var. Ve bu konuda özellikle bayanlara tavsiyem şudur. Bilgisayarınız tabii ki dizüstü olabilir ama mümkünse eteğiniz dizüstü olmasın.”[12]

Başlangıç

“… kadın katliamlarına davetiye çıkaran bu düzene karşı yasımızla ve isyanımızla sokaklardayız. Burcu için ve katledilen bütün kadınlar için isyan çığlıklarımızı birleştirip varlığımızı haykırıyoruz, bu düzeni kabul etmiyoruz. Bir kişi daha eksilmeyeceğiz. Susmuyoruz, korkmuyoruz hesap soruyoruz.”[13]

Kaynakça

Âbide DOĞAN, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın Şiir Dünyası, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2003 / Cilt: 20 / Say›: 1 / ss. 71-84