Cuma, Mayıs 08, 2015

Rodney G. Peffer: Marksizm, Ahlak ve Toplumsal Adalet


Tartışmanın merkezinde her ne kadar özel olarak “Marx’ın ahlak felsefesi ve adalet teorisiyle ilişkisi” bulunsa da, konu doğal olarak Marx’ın toplum ve devlet teorisini ve böylece kaçınılmaz olarak kapitalizm eleştirisinin niteliğine ilişkin çok daha genel olan soruyu da içerir. Yani, sorun, Marx’ın kapitalist toplumun eleştirisinin ahlaki ilkelere mi, yoksa genel bir adalet teorisine mi dayalı olduğu sorunudur.”


Rodney G. Peffer: Marksizm, Ahlak ve Toplumsal Adalet[1]


Marx’ın Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle İlişkisi

Doğan Göçmen (2003), 1970 ve 1980‟li yıllarda İngilizce konuşulan dünyada, geçmişi 1930’lara kadar uzanan ve merkezinde “Marksizmin ahlak felsefesi ve adalet teorisiyle ilişkisi” bulunan farklı bir tartışma geliştiğini yazar. Bunun felsefi ve siyasal olmak üzere iki önemli nedeni olduğu söylenebilir: Analitik felsefenin 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarından itibaren İngilizce konuşulan dünyadaki hakimiyeti ve 1980‟li yıllarda neo-liberal politikaların uygulanmaya başlamasıyla vuku bulan kızgın paylaşım kavgalarının ve çatışmalarının gündeme gelmesi. Tartışmanın merkezinde her ne kadar özel olarak “Marx’ın ahlak felsefesi ve adalet teorisiyle ilişkisi” bulunsa da, konu doğal olarak Marx’ın toplum ve devlet teorisini ve böylece kaçınılmaz olarak kapitalizm eleştirisinin niteliğine ilişkin çok daha genel olan soruyu da içerir. Yani, sorun, Marx’ın kapitalist toplumun eleştirisinin ahlaki ilkelere mi, yoksa genel bir adalet teorisine mi dayalı olduğu sorunudur.[2] Bu tartışmada ortaya çıkan duruşları belgeleyen ve dikkate alınması gereken kitaplardan birisi de, Rodney G.Peffer’ın, Princeton Üniversitesi yayını olan (1990) kitabıdır.[3] Bu kitap, yayınevi web sayfasında gösterildiği gibi, 2001 yılındaki Türkçe çevirisi dışında başka bir dilde yayımlanmamıştır.[4]

Yeniden Kurma Girişimi

Nihai hedefini “yeterli” bir Marksist ahlak ve toplum teorisinin en azından ana hatlarını geliştirmek olarak belirleyen Peffer, böyle bir teori ile, sosyalizmin (demokratik ve özyönetimli), başka bir toplum fikrine tercih edilebilir olduğunun ve uygun dönüşümleri gerçekleştirmek için zorunlu (ve yeterli) olması halinde toplumsal/siyasal devrimin ahlaki olarak haklı kılınmasının sağlanacağını öngörmektedir.[5] İzleyeceği stratejiyi ise, Analitik-Linguistik Felsefe ve bu gelenek içinde geliştirilen Analitik Marksizm’in teorik yaklaşımlarından yararlanmak olarak belirlemiştir.[6] Yazar, komünizmden ziyade, devletin henüz sönümlenmediği sosyalizm evresi ile ilgilenmekte, Marksistlerin de, en azından yakın ve orta vadede pratik bir tarihsel olabilirliğe tekabül eden sosyalizmle daha çok ilgilenmelerini önermektedir. Bu durumda, sosyalizm hem “ılımlı kıtlık” hem de bir “devlet”le nitelendirildiği için, Marksistlerin bir “hak teorisi”ne (toplumsal adalet/insan hakları) ihtiyaçları vardır. Bu teorinin, Marx’ta örtük olarak bulunduğu, Marx’ın normatif bir ahlaki perspektife sahip olduğu fikri Peffer’ın çalışmasının, sonraki bölümlerde inceleyeceği başlangıç varsayımlarındandır.[7]

Peffer, “Özgürlük (özbelirlenim olarak), insan topluluğu ve kendini gerçekleştirme” olmak üzere başlıca üç ahlaki değeri temel aldığını düşündüğü Marx’ın ahlaki perspektifinin, -bütün bunların radikal biçimde eşit dağıtımını talep etmek ve sonuçcu olmayan insan saygınlığı anlayışı ile- karma-deontolojist olarak nitelendirilmesi gerektiğini savunur. Bu üç değerden, bir hak teorisi için gerekli zemini sağlayan ise sadece “özgürlük” ilkesidir. Azami eşit özgürlük ve fırsat sistemi olarak yorumlanan özgürlük değeri, pozitif ve negatif özgürlüğü kapsamaktadır. Pozitif özgürlük, kişinin hayatını etkileyen karar oluşturma süreçlerine eşit katılım hakkı ve kendini gerçekleştirme araçlarına ulaşmada fırsat eşitliği olmak üzere iki talepten (hak) ibarettir.[8]

Marx’ın ahlaki perspektifinin yeterli bir ahlak teorisi olamayacak kadar genel ve belirsiz olması nedeniyle Peffer, Marx’ın ahlak teorisinin oluşturulması/yeniden kurulması gerektiğini öne sürmekte, bu yeniden kurmanın, daha açık ve daha yeterli olan Rawls’ın teorisiyle başlayarak ve gerektiğinde tadil edilerek kurulabileceğini belirtmektedir. Rawls’ın teorisine yapılan itirazları karşılayacak dört tadilat ile birlikte, teoriyi daha yeterli bir toplumsal adalet teorisi haline getirmeyi önermektedir. Peffer’ın Rawls’ın teorisini tadil ederek “Marx’ın ahlak teorisi” olarak yeniden kurduğu ve önerdiği bu teori dört ilkeye dayanmaktadır:[9]

1)Herkesin güvenlik ve geçimlik haklarına saygı gösterilmelidir.

2)Azami bir eşit özgürlükler sistemi var olmalıdır (temel haklar: düşünce, toplantı, mülk edinme v.b.)

3)Toplumsal konumlara ve görevlere ulaşmak için fırsat eşitliği ve bütün toplumsal karar oluşturma süreçlerine eşit katılım hakkı sağlanmalıdır.

4)Toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler, ancak en az avantajlı olanların yararına ve adil tasarruf ilkesiyle (Rawls) tutarlı olması halinde haklı görülebilir, ve bu eşitsizlikler eşit özgürlük ya da özsaygı değerini ciddi biçimde zayıflatacak düzeyleri aşmamalıdır.

Yugoslavya Deneyimi ve Özyönetim

Peffer, diğer çeşitlerini olumsuzlamasa da, sosyalizme göndermede bulunduğu hemen hemen her yerde, “demokratik ve özyönetimli sosyalizm” açıklamasını eklemektedir. Bu, aynı zamanda piyasa sosyalizmi olarak nitelendirilip Yugoslavya deneyim ve örneği ile somutlanmaktadır. Yazara göre piyasa sosyalizminin, Marx’ın kapitalist piyasa ekonomilerine yönelttiği itirazların pek çoğuna yanıt anlamına gelen, ekonomik girişimlerin işçiler tarafından büyük ölçüde demokratik olarak denetlenmesi ve yatırımın toplum tarafından demokratik biçimde denetlenmesi olmak üzere iki yapısal özelliği bulunmaktadır.[10] Yazar, Yugoslavya örneğini verirken, dipnotta, Yugoslavya’nın o dönemde en ağır ekonomik krizi yaşadığını da belirtmekle birlikte, bu durumun nedenlerinin, deneyimin ileriki gelişmesinden ve piyasa sosyalizminde yaşanacak deneyimlerden çıkarılan ampirik bulgularla anlaşılabileceğine inanmaktadır.[11]

Kitabın yayımlandığı 1990 yılı, Yugoslavya’nın ekonomik kriz ile boğuştuğu ve bölünmeyle sonuçlanan 20 yıllık kanlı bir sürecin başlangıcıdır. Ancak buna gelinceye kadar ortaya çıkan sorunlar, piyasa sosyalizminin ve demokratik özyönetimin tartışılmasına yol açmıştır. Kuramlar Boyunca Özyönetim ve Yugoslavya Deneyi (1980) başlıklı kitabında bu konuyu inceleyen Alparslan Işıklı; Yugoslavya’nın uluslararası sermayeye açılmasının, özyönetim sayesinde sağlanması düşünülen demokratikleşme sürecine gölge düşürdüğü, özyönetimi ve genel olarak demokrasiyi çarpıklaştırdığı, bu durumun sonucu olarak özyönetim uygulamalarının kamusal mülkiyet ile bireysel mülkiyet arasında bir geçiş aşaması işlevi görmesi mümkün olan grup mülkiyeti biçiminin oluşumuna ortam hazırlamaktan ibaret kaldığı sonucuna varmıştır.[12] Lebowitz (2008)’e göre ise, aynı işletmedeki işçiler arasında ortaya çıkan dayanışmaya karşın farklı/rakip işletmelerdeki işçilerle olan rekabetin varlığı sonucunda Yugoslav işçilerinin temel hedefi kendi işletmelerindeki kişi başına düşen ücreti arttırmak olmuş, bunun sonucunda üretkenlik artsa da, ekonomide yeni iş imkanları yaratılamamıştır. Yugoslav deneyiminde işletme içindeki dayanışmanın toplumsal dayanışma ile örülememesi, sistemin sürdürülebilirliğini olumsuz etkileyen temel faktör olmuştur (s. 101-105).[13] Günümüzde özyönetim tartışmaları, geçmişteki tartışmalara göre ivme ve yoğunluğunu yitirse de, Latin Amerika deneyimleri üzerinden sürdürülmektedir.

Marx Ahlakçı mıydı?

1980’li yıllardaki, Marx’ın düşüncesinin ahlaki boyutu üzerindeki akademik ilginin, Marx’ı Althusser’in yorumundan kurtarmak gibi bir çabayla ilişkili olarak ortaya çıktığı ileri sürülebilir.[14] Peffer de, örtük biçimde de olsa, Marx’ın ahlakçı olduğu tezini savunanlardandır. Marx’ın stratejik yeni bir yorumunu yaparak Marx ile Kantçı John Rawls’un ahlak ve toplum teorisini birleştirmek suretiyle yeni bir “Marksist” ahlak ve toplum teorisi geliştirmek isteyen Peffer, Marx’ın materyalist çıkış noktasını tersine çevirmektedir.[15] Jon Elster’den yaptığı alıntıyla, Marksist metodolojideki; “metedolojik bütüncüllük (holism), (zorlanmamış) işlevsel açıklama ve Hegel’in mantığından türetilen diyalektik tümdengelimi” kesin olarak reddedilmesi gereken üç unsurlu amalgam olarak nitelendirmektedir.[16] Ancak Bertell Ollman, Peffer gibi Marx’ın normcu bir ahlak teorisinin bulunduğunu ileri sürenleri epistemolojik açından eleştiriye tabi tutar ve bu savunuda olanların Marx’ın “karar teorisini” dikkate almadıklarını öne sürer. Ollman’a göre Marx’ın karar teorisi, “belli durumlarda verilen gerçek kararları”, her şeyden önce “içinde bulunulan durumun işlevleri ve bu durum içinde etkin olan bireylerin kararı” olarak görmektedir. Bu yoruma göre gerçeklik, gerekli olan eleştirel normları da içermektedir. Bu durumda, gerçekliğe içkin olan normların gerçekliğin içkin analizi sonucu kazanılması gerekmektedir. Sınıf çıkar ve kavgalarının bulunduğu bir toplumda varolan değerler de, bu çıkar ve kavgalara göre şekillenir. Bundan dolayı Marx’ın genel, yani sınıflar üstü bir duruş sergileyen bir ahlak teorisinin bulunduğunu iddia etmek mümkün değildir.[17]

Piyasa ve Ahlak

Peffer’ın çalışması ilk bakışta, piyasa sosyalizmi tartışmalarını anımsatmaktadır. 1980’li yıllarda Alec Nove ile Ernest Mandel arasında başlayan tartışmalar [18],  1980'lerin sonu, sosyalist sistemin Sovyet Blokunda çözülüşü ve bu bloktaki ülkelerin gerek siyasal gerekse ekonomik anlamda liberal politikalara ani geçişiyle nitelendirilebilir. 1980'li yıllar aynı zamanda Çin Halk Cumhuriyeti'nde de piyasa ekonomisine yönelişin başladığı dönemdir.[19] Peffer, piyasa sosyalizminin kapitalist toplumun yanı sıra post-kapitalist toplumun (sosyalizmin diğer biçimleri) herhangi bir formuna da tercih edilebileceğini savunmakta, diğer sosyalist formların, ancak “dünya demokratik ve özyönetimli sosyalist federasyonu”na giden yolda bir durak olarak kabul edilmeleri halinde kapitalist formlara tercih edilebileceğini öne sürmektedir. Buna rağmen, geliştirdiği ahlak teorisini kabul edenlerin piyasa sosyalizmini reddetmelerinin mümkün olduğunu da ifade etmektedir. Bu reddetme olanağı, piyasayı ve özel mülkiyeti dışlamayan ahlak teorisi göz önüne alındığında, oldukça sınırlı bir olanaktır. Zira, Rawls’un ahlak-adalet teorisi üzerinde yapılan tadilat da, Peffer’ın “piyasa sosyalizmini ve özyönetimi” teoriye dahil etme isteğinin izlerini taşımaktadır.

Günümüzde piyasayla ilişkili özyönetimin, bir başka deyişle “sosyalist piyasa özyönetimi”nin bir yanılsama olduğu, işçileri iktidara getirmediği, kapitalist rekabetin egemen olduğu bir sistemde işçilere yöneticilerini seçme ve kardan pay alma olanağı tanımanın ücretli köle statülerini değiştirmediği, bunun yaşanan deneyimden çıkarılacak bir ders olarak kabul edilmesi gerektiği savunulmaktadır.[20] Özyönetim, piyasaya feda edilmeden, piyasa ile aralarındaki bağlılık saf dışı bırakılarak  düşünüldüğünde, sosyalizm ile ilişkisinin farklı bir biçimde kurulabilme imkanını taşımaya devam etmektedir. Peffer’ın piyasaya dokunmayan ahlak teorisi ise, eşitsizliği temel alıp özgürlüğe odaklansa da, eşitlik ve özgürlüğün sentezi arayışı içinde olmasa da, özellikle “özgürlük” değeri ve özgürlüğün gerçekleştirilmesine yönelik önerileriyle, Marksizm ve ahlak tartışması bakımından önemli bir katkıda bulunmaktadır.



[1] R.G.Peffer, Marksizm, Ahlak ve Toplumsal Adalet, Çev.Yavuz Alogan, Ayrıntı Yay., İstanbul, 2001 (Marxism, Morality and Social Justice, 1990, Princeton)
[2] Doğan Göçmen, Karl Marx’ın Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan İlişkisi Üzerine, Praksis, Sayı:10, Yaz-Güz 2003, s.255-257
[3] Ayrıca; Marx and Morality (Marx ve Ahlaklık) K. Nielsen ve S. C. Patten, Marx, Justice, and History (Marx, Adalet ve Tarih) M. Cohen, T. Nagel und T. Scanlon
[4] http://press.princeton.edu/titles/4587.html
[5] R.G.Peffer, s.13-14
[6] R.G.Peffer, s.19
[7] R.G.Peffer, s.15
[8] R.G.Peffer, s.16-17
[9] R.G.Peffer, s.410-411
[10] R.G.Peffer, s.51
[11] R.G.Peffer, s.51
[14] Lawrence Wilde, Ethical Marxism and its Radical Critics, MacMillan Press, 1998
[15] Doğan Göçmen, s.265
[16] R.G.Peffer, s.31
[17] Doğan Göçmen, s.266
[18] Tülay Arın, Sunuş, Piyasa Sosyalizmi Tartışması, Der.Osman Akınhay, Belge Yay., İstanbul, Mart 1992, s.7
[19] Seriye Sezen, Çin Halk Cumhuriyeti’nde Sosyalist Piyasa Ekonomisine Dönüşüm, Amme İdaresi Dergisi, 40/1, Mart 2007, s.27
[20] Mike Haynes, Piyasanın Karabasanları: Şili, Yugoslavya ve Macaristan, Piyasa Sosyalizmi Tartışması, Der.Osman Akınhay, Belge Yay., 1992, s.201